Bülbülü Öldürmek

Genellikle kitapları okur okumaz paylaşmaya özen gösteriyorum aslında. Çünkü duygusunu kaybetmeden, araya yeni kitaplar girmeden yazmak en iyisi oluyor. Fakat 'Bülbülü Öldürmek' pek öyle olamadı. Tam bitirdiğim sırada bir çok yere gitmem gerekti ve boynu bükük beni beklemek durumunda kaldı. Araya başka yazılar girmesin artık sizlerle biraz bu ölümsüz eserden konuşalım istedim.











    
    "İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."


    Hemen her yerde 'Bülbülü Öldürmek' denilince karşımıza çıkan bu cümle, romanın temelini oluşturmakta. Çünkü bu bülbülü öldürme meselesi aslında suçsuzların haksızlığa uğradığı yerlerde bize kendini düşündürür. Yalnız kadın Mayella, Öcü Radley, ailesi tarafından dışlanan Dill ve tabii Tom Robinson.


    Adalet, özgürlük, eşitlik, ayrımcılık, ırkçılık ve bunun gibi pek çok günümüzde de kanayan yaralar bize küçük bir kızın gözünden yansıtılmakta. Bence bu kitabı en özel yapan şey de bu; çocuk aklının masumiyeti. Scout Finch (Jean Lousie) sekiz yaşında bir kız. Babası Atticus Finch bir avukat. Bir de daha kitabın ilk satırlarından itibaren çok sevdiğim abi Jem...



"Jem, kolu tam dirseğinden fena halde kırıldığında aşağı yukarı onüç yaşındaydı. Kolu iyileşip de bir daha asla futbol oynayamama korkusundan kurtulduğunda ağabeyim, bu sakakatlığını neredeyse hiç hatırlamaz olmuştu. Sol kolu sağ koluna göre biraz kısaydı; ayakta durur ya da yürürken elinin üst  bacağıyla dik açı yapar, başparmağı da bacağına paralel dururdu. Hiç umursadığı yoktu, pas verebiliyor, topa yere düşmeden önce vurabiliyordu ya, bu ona yetiyordu."













    Kitap boyunca aslında dışlanma, yalnızlık, farklı olma, haksızlığa uğrama konularına rastlıyoruz. Fakat bunlardan en çarpıcı olanı Tom Robinson ile karşımıza çıkıyor. Tom Robinson zenci ve beyaz bir kadına saldırmaktan, tecavüze teşebbüsten yargılanıyor. Suçsuz olduğu herkes tarafından biliniyor fakat Tom Robinson suçlu. Çünkü o bir zenci !

    Scout'ın babası atticus davayı alıyor ve çarpıcı bir savunma yapıyor. Tahmin edersiniz ki ardından tehditler de gecikmiyor.



"Bazı zenciler yalan söyler, bazı zenciler ahlaksızdır, kadınlarımızın yakın çevresindeki bazı erkeklere güvenmememiz gerekir- ister siyah olsun ister beyaz. Ama bu her türlü insan soyu için geçerlidir, belirli bir insan soyu için değil. Bu  mahkeme salonunda hayatında hiç yalan söylememiş, ahlaksızca bir şey yapmamış kimse yoktur, bir kadına hiç arzuyla bakmamış tek bir erkek yoktur."


    Bayan Mayella var bir de. O da saldırıya uğrayan beyaz kadın. Kendisi bir beyaz fakat yalnız kalmaması ya da ötekileştirilmemesi için geçerli bir neden olamamış bu durum. 




" Beyaz insanların onunla ilişkisi olamazdı çünkü kız domuzların arasında yaşıyordu; zencilerin onunla ilişkisi olamazdı çünkü kız beyazdı. Bayan Mayella da ötekileştirilmişti ve çok yanızdı."









    Scout'ı çok etkileyen bir olaya da muhakkak değinmek istiyorum. Burada karşımıza öğretmeni Bayan Gates çıkıyor. Derste koca harflerle "DEMOKRASİ" yazıp Hitler'in Yahudiler'e yaptıklarını anlatırken duygularına hakim olamayan Bayan Gates...




"... o gece mahkeme salonundan çıkarken Bayan Gates önümüzdeydi, merdivenlerden iniyordu, sen onu görmemişsindir, Bayan Stephanie Crowford'la konuşuyordu. Birinin onlara bir ders vermesinin zamanı gelmiş artık, öyle diyordu. Çizmeyi çok aşmışlar, bundan sonra yapmayı düşünecekleri şey bizlerle evlenmek olacakmış. Jem, nasıl böyle Hitler'den nefret edersin de sonra dönüp kendi ülkendeki insanlara bu kadar çirkin davranırsın ?"


    Ve son olarak Arthur Radley. Kitapta çocukların deyişiyle "boo" Radley - "öcü" Radley. 
Bu karaktere son kısımda yer vermek istedim. Çünkü uzun bir süredir çocukların dışarı çıkarmaya çalıştığı Radley kitabın sonunda kalbinin en güzel yanıyla gözünüzde iki damla yaş bırakarak ortaya çıkıyor. Radley insanların yaptıkları yüzünden evinden çıkmamayı tercih ediyor. Fakat çocuklar Radley'i kabuslarının kahramanı yapıyor, ta ki en son onu görene kadar. Öcü Radley'i gerçekten çok seveceksiniz.



" Öcü'nün eli Jem'in başının üstünde havada duruyordu.
'Hadi efendim, uyuyor.'
Eli hafifçe Jem'in saçlarına dokundu.
...
'Beni eve götürür müsün ?'
Bunu neredeyse fısıltıyla, karanlıktan korkan bir çocuk sesiyle söylemişti. Adımımı ilk basamağa attım ve durdum. Kendi evimizde ona rehberlik edebilirdim ama onu asla evine götüremezdim.
'Bay Arthur, kolunuzu şöyle kıvırın. Tamam, işte böyle.'
Koluna girdim.
...
Radleyler'in bahçe kapısından hayatımda ikinci kez giriyordum. Öcü'yle ikimiz ön basamaklardan varandaya çıktık. Parmakları kapı tokmağını buldu. Usulca elimi kolundan çıkardı, kapıyı açtı, içeri girip kapıyı kapattı. Onu bir daha görmedim."


    Atticus... Mükemmel bir baba ve insan örneğiydi. Bu nedenle de onun sözleriyle bitirmek en doğrusu olacak.



 " 'İnsanların çoğu iyidir, Scout, yeter ki sen onları bir gün gör.'
Işığı söndürdü, Jem'in odasına gitti. Bütün gece orada olacaktı, sabah Jem uyandığında da orada olacaktı. "







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendime Not

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Okuma Alışkanlığı Kazanmak