Ben Bir Gürgen Dalıyım



    "Ege toprağında gencecik bir gürgendim. Beşparmak Dağları'nın ardında, küçük bir düzlükte yaşardım.Sabahtan akşama dek kuşlar uçardı tepemde, biçimden biçime giren, renk renk bulutlar uçardı."
İşte böyle başlar 'Ben Bir Gürgen Dalıyım'.

    Her ne kadar çocuklar için yazılmış bir roman olarak bahsedilse de ben bu büyülü masalı çocuklar için deyip geçilmemesi gerekenler arasına hatta bu listenin en başına koymak istiyorum. 


    Bence bir kitabın çocuklar için yazılmış olması daha büyük değerler içermesini gerektirir. Çok daha özenli yazılmalıdır. Hasan Ali Toptaş da aynen böyle yapmış. Varoluş ve yokoluşu bize anlatırkenki edebi gücüne bir de olağanüstü hayal dünyasını ekleyerek sunmuş kitabını. Bu nedenle Hasan Ali Toptaş'ın -çocuklar için demeye gönlüm razı olmasa da- çocuklar için bir kitap yazmış olması büyük bir şans. Bu nedenle çocukların muhakkak okuması gerektiğini düşünüyorum. Sayfalarının renkleri, illüstrasyonlar hem onlara kitabı sevdirecek hem de okumalarına yardımcı olacak. Ben bir yetişkin olarak bile sayfalarına bayıldım.

    Gelin biraz da kitabın neler anlattığına bakalım:





    Genç bir gürgen ağacının büyüme ve bir gün yok olup gitme korkusu, insanların doğaya ve her şeye karşı vermiş olduğu savaş, duygu dolu bir biçimde anlatılıyor. Elbette ki bununla sınırlanamayacak bir masalsılıkla bizi ormanın görünmeyen dünyasına götürüyor. Yer yer aleogorik diyebileceğimiz bu romanda her şeyin gerçekten yaşanıyor olduğunu hayal ederek okudum ben ve kendimi gerçekten dünyada olup biten kötülüklerle henüz tanışmamış bir çocuk gibi hissettim. En azından öyle olmak istedim.

    Genç gürgen eğer biçimli bir şekilde büyümeyi başarırsa yakılarak yok olmaktan kurtulacağı hayaliyle geçiriyor günlerini. Dimdik büyümek için verdiği mücadele ormanda dilden dile anlatılıyor. Bu direnişinin sonunda ormanın en güzel gürgen ağacı oluyor. Zaman zaman kesildiğinde insanların kendisini dönüştüreceği şeylerle ilgili öyle güzel hayallere dalıyor ki:
    "Sözgelimi, kesildiğimde, bir köylü, tutup beşik yapsındı beni. Oymalarım olsundu ince ince, işlemelerim, renklerim ve boncuklarım olsundu. Kara gözlü, ela gözlü kızlar uyutsaydım bağrımda, selvi boylu, kara pürçekli oğullar büyütseydim. O zaman, herhalde birbirinden güzel ninniler de söylenirdi başucumda. Saçları sesine, sesi saçlarına benzeyen ipek yumuşaklığındaki bir anne, bağrımdaki çocuk uyandıkça palas pandıras koşar, gelip yanı başıma otururdu. Sonra ben de ninni ninni tüterdim geceler boyu... Yıllarca, ta ki büsbütün çürüyüp yok olana dek, o annenin süt kokan, ılık sesiyle yıkanırdım."

    İşte böyle hayallere dalıyordu genç gürgen. Fakat insanoğlunun ne yapacağına akıl sır ermez ya ! Günler böyle geçerken gürgen de yığılıveriyor bir gün insanoğlunun elleriyle. 





    "Yani, insanın karışmadığı her şey bir masaldı. Bu nedenle midir nedir, komşularım uzak uzak bakıyorlardı yerde yatan gövdeme. Güneş bile artık, ufuktan yükselen kayalıklara doğru eğilmiş, yavaş yavaş batıyordu."

    Komşularına bile veda edemeden kesip almışlardı onu ormanından. Ve artık başına gelenler insanoğlunun acımasız dünyasının sadece küçük bir yansımasıydı. Bir süre maceradan maceraya atılıyor bizim gürgen. Sonunda onu öyle bir yere getiriyorlar ki iyimserliğinden eser kalmıyor. İnsanoğlunun savaşının tam orta yerinde buluyor kendini.

    Gürgenden öyle bir şey yapmışlardı ki ne bir beşik kalmıştı artık hayallerinde gezdirebileceği ne de çocuk bahçesine bir oyuncak. Çiçekler, banklar ve tahterevalli olma düşleri yerle bir olmuş ne tahtadan bir at kalmıştı ne de pembe gülüşleriyle irili ufaklı çocuklar. Gürgen yıllarca nasıl odun olmamak için bütün gücüyle direndiyse şimdi tam tersi, çürümek için, odun olmak için direnecekti.

  "Bu kararımı, o sabah, taş avludan gelip geçen rüzgar aracılığıyla Beşparmak Dağları'na da ilettim. "
  " 'Eeey ağaçlar!' diye bağırdım. 'Eeey gürgenler, çamlar, köknarlar ve meşeler! Eeey uzun kuyruklu tilkiler, ey ürkek adımlı tavşanlar! Duy beni eey dağlar taşlar! Duy beni dağsümbülü! Duy beni eey ormanın kuytusunda gezinen yalnız böcek! Duyun beni eey gökyüzünü derinleştiren kuşlar! Duyun ve bundan böyle bir darağacı olarak bilmeyin beni! Eğer Beşparmak Dağı'nın ardındaki düzlükte kuru bir dalım kaldıysa, artık ben bir gürgen dalıyım!"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aylin Oflaz ile Murakami'nin Kedisi

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Kuşlar Yasına Gider