Kayıtlar

Nohut Oda

Resim
Hepinize merhaba,

    Nohut Oda kitabını okuyalı iki ay oldu. İlk çıktığı hafta koşa koşa gidip almıştım. O dönemlerde bloga ara verdiğim için yazamamıştım ama beni Instagram’dan takip ediyorsanız Nohut Oda’sız günümün geçmediği o dönemi görmüşsünüzdür. Sonbahar’ın tadını çıkaralım diye Kınalı Ada’ya dört günlük bir kaçış yapmıştık. İmge Kitapevi’ne uğrayıp yeni çıkanları toplayıp gittim ama ilk gece Nohut Oda ile başlayınca bırakamadım elimden.



    Kitapta beş öykü okuyoruz. Beş aile ile tanışıp onların misafiri oluyoruz. O kadar güzeldi ki hepsi, en sevdiğim öykü şu bile diyemiyorum.
    Okurken sık sık aynı hikayenin devamını okuyor gibi hissettim. Kökleri bir yerde buluşan ağaçlar gibi hangi hikaye nerede başladı kiminle devam etti bilemezken aile tam da böyle bir şey işte dediğim öykülerdi. Çok çizdim orasını burasını kitabın. Her okuduğum hikayede bu eeenn güzeliydi dedim ama kitaba da adını veren “nohut oda bakla sofa” hayatın Handan’ı beni bir başka etkiledi. Hele bu öyküd…

Ekim ve Kürkçü Dükkanına Dönüş

Resim
Hepinize merhaba,

Dünya Verdiği Sözleri Tutamayanlar şampiyonu oldum geldim. Tam bir siyasetçiyim. (Lisansımın Siyaset Bilimi olduğunu bilenler için güldürü öğesi olarak kullanılmıştır.) Çok zaman geçti. Hatta kendimce bir gelenek haline getireceğimi umduğum doğum günü yazımı bile yazamadım ve 1.Geleneksel'de kaldı. 26 yaşında oldum yani merkez. Pek büyüdüm. Yazmadığım dönemde Ankara’ya geldim ve master’a başladım. Aslında master yapıyordum zaten. Ama çok çok çok istediğim Kadın ve Toplumsal Cinsiyet’ten kabul alınca pılımı pırtımı toplayıp kürkçü dükkanım Ankara’ya döndüm. Gelir gelmez de öyle bir yoğunluğun içine düştüm ki evlerden ırak kendime yeni gelebildim. Geçen zamanda tonlarca şey okudum. Makaleler, kitaplar, tezler… Bir o kadar da yazdım, çizdim. Instagram'da arada paylaştığım için yaptıklarımdan haberdar olanlar masterla ilgili soru yağmuruna tutunca artık bir şeyler yazmanın zamanı geldi diyip oturdum masanın başına.
Hazır sonbaharın da en güzel zamanlarıyken …

Eylül

Resim
Hepinize uzun bir aranın ardından merhaba!

Sizin içinizi heyecanla dolduran, işte yepyeni bir başlangıç dediğiniz o tarih ne zaman bilemiyorum. Ama benim için o başlangıç daima eylül oldu. Belki de okulların başlaması gibi heyecanlarla yıllar içinde bu bakış açım gelişti bilemiyorum ama sonbaharın gelmesi hemen yeni heyecanları beraberinde getiriyor benim için.


    Uzun bir ara vermiştim yazmaya ve hemen kitap yorumlarıyla dönmek istemedim.
Bu yaz benim için oldukça keşif dolu; hayallerin bazen gerçek olması bazen de kırılması için kurulduğuna dair kanıtlar peşinde iz sürerek geçti. Olmaz heralde ama diye çıktığım yollardan hep ellerim dolu döndüm. Kesin gözüyle baktığım, güvendiğim hayallerim ise buhar olup uçtular. Kısacası ben plan yaptım, hayat bana içten içe güldü ve canı nasıl olmasını istiyorsa onları verdi. Mutsuz muyum olanlara? Bunun cevabı kocaman bir HAYIR. Hayatın sürprizlerle dolu olması onu yaşanır kılıyor ve bazen yanılmış olmak o şeyin gerçekleşmesinden çok daha i…

Şeker Portakalı

Resim
"Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum."




    Hepinize merhaba, Şeker Portakalı romanını duymamış olanınız yoktur diye düşünüyorum. Hele bir dönem ülkemizde sakıncalı bulunmuş bir kitap olarak öyle çok konuşulmuştu ki (!) En kötü ihtimalle o dönemlerde kitaptan haberiniz olmuştur.
    Şeker Portakalı'nı ben de hemen herkes gibi çocukken okudum. Yıllar sonra nereden geldiğini bile anlayamadığım bir şekilde kitaplığımdan çıkmıştı ve yeniden okumuştum. Geçtiğimiz günlerde de üçüncü kez okudum. Blogda da mutlaka olmalı diye düşündüğümden bekletmeden ekleyeyim dedim.
    Kitabın kahramanı Zeze adında küçük, afacan, oldukça zeki ve bir o kadar da hassas bir çocuk. Oldukça zor bir çocukluk dönemi geçiriyor. Günümüzde de yoksulluk büyük bir sorun ama Zeze'nin ailesindeki yoksulluk çok daha iç burkan bir boyutta çünkü tüm bunları onun gözlemlediği ve bunları aktardığı şekilde okuyoruz. Aslında Zeze'nin ailesinin daha büyük bir pro…

Maruf Kafe

Resim
Hepinize merhaba ;

    Çok yakın bir zamanda oradan oraya koşturup güneş nerede doğdu nereden battı göremediğim günlerden çıkıp evime döndüm. Gittiğim yerlerden biri de İstanbul'du. Dönmeden bir kaç saat önce de Maruf Kafe'ye rastlamıştık. Aslında bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine harıl harıl sahaf peşine düşmüştük. Telefonumdaki haritalara yapışık gezmekten sıkılınca o sokak senin bu sokak benim girip çıkarken rastladık buraya. Dönüşte uğramak üzere hafızamıza atıp sahafa koştuk ama nafile. Son on dakikasında yetişip John Steinbeck'in daha önce hiç görmediğim bir kitabına rastlamak haricinde bir şey yapamayarak gerisin geri dönmüştük. Olsundu, kitaplarımızla geçirmemiz gereken son saatler için harika bir yer bulmuştuk.



    İçerisi biraz dağınık bir yazarın evi gibiydi. Hafta içi akşam saatleri olmasının şansıyla içeride kimsecikler yoktu ve kahvelerimizle hoşça vakit geçirdik. Thomas Mann'ın Venedik'te Ölüm kitabına burada başladım. (Şu sıralar başım dertte b…

Harfler ve Notalar

Resim
"Zaten, bir cümle yazmak aynı zamanda beste yapmak değil midir ?"


    Hepinize merhaba; Hasan Ali Toptaş'ı ne kadar çok sevdiğimi yazılarıma şöyle bir göz gezdirenler bile artık biliyordur diye düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde de Hasan Ali Toptaş ile biraz sohbet etmeye ihtiyacım oldu ve Harfler ve Notalar'ı yeniden okumaya başladım. İki değil üç, dört, beş... Bazen açıp sadece işaretlediğim yerleri okuyorum ve her seferinde de ayrı bir mutlulukla doluyor içim. 
    Hasan Ali Toptaş bu kitabında onun hayatını, yazın yaşamını etkileyen yazarlardan, kitaplardan, hikayelerden, olaylardan bahsediyor; anılarını anlatıyor. Harfler ve Notalar'ı okuduktan sonra şöyle bir kenara bırakamayacaksınız. Ara ara aklınıza gelecek mutlaka. İşte o zamanlarda bilin ki ihtiyacınız olan şey bir dost. Ve daha güzel bir şey olamayacağından eminim ki bu dost Hasan Ali Toptaş. Kitabı elinize alır almaz bir mektupla başlıyorsunuz. Bu mektup size yazılan bir "Okuyana Mektup". Son…

Giovanni'nin Odası

Resim
"Beni utandıracak, korkutacak hiçbir şeyin varlığına fırsat tanımamaya kararlıydım.
Ve bunu mükemmel bir şekilde başardım da - ne çevremi ne de kendimi dikkate almadan, yalnızca sürekli koşturmakla başarabildim bunu. "


“ ‘İster senin ister benim babam’ diye yanıtladı Jacques. ‘Biri bu dünyada aşırı sevgiden ölen kişi sayısının pek fazla olmadığını anlatmalıydı bize. Oysa sevgi yoksunluğundan her gün, her dakika -dünyanın en akla gelmedik köşelerinde- mahvolup giden insan sayısı o kadar fazla ki.’ “
    James Baldwin Giovanni’nin Odası’nda bize eşcinsel bir aşkı; ırk, bireyin özgürlüğü, cinsellik gibi konuları ele alarak anlatıyor. Ve bunlar aşıklar şehri Paris’te oluyor. Dokunaklı ne çok şey varsa büyülü Paris'te oluyor dediğinizi duyar gibiyim. Aşkın daima sade ve sadece aşk olduğunu bu derece hissetmek öyle muazzam ki! David'in odadan ayrılışını okurken sayfayı çevirip gerçekleri kabullenmek bile istemedim. Size James Baldwin'i mi anlatsam; David'i mi, Giovann…