Kayıtlar

Mart, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Günaydın

Resim
Sabahları sever misiniz ?  Ben en çok sabahları mutlu olurum.
Kimi insanlar uyanmanın derdinden, yatağın çekiciliğinden bahseder durur. Bense tam tersi, sabah uyanmanın dayanılmaz güzelliğine kapılıveririm.

    Zaten sabahın ilk saatlerinde dünyaya gelmek istemişim. Ama düşünceli annem doktora ayıp olur bu saatte diye evde sancı içinde bakleyip beni öğlen 2'de dünyaya getirmeyi tercih etmiş.
Neyse... Ne diyordum ?

    Sabahların kendine has bir kokusu vardır: Tertemiz. Gece bütün hüzünleri çekmiştir içine ve sabaha yalnızca yeni bir başlangıç bırakmıştır.
    Sabah saatlerini en çok Ankara'da sevdim ben. Evet, o ayazda geçen sabahları. Yola koyulup yürümeye başladığında kuş seslerini duyarsın önce. Sadece onlar konuşur. Sonra yeni açılan dükkanları görürsün, o dükkanlarla açılan umut kapılarını... Çocukların okula gidişinde anne sözünün kırıntılarını görürsün: "dikkatli git !" Biraz daha ilerleyince asık suratlı otobüs durağının memur kuyruğunu görürsün ve son z…

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Resim
“Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi ? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir ?”



    Her şey Adana Film Festivali'nde "İşe Yarar Bir Şey"i izlememle başladı. Barış Bıçakçı... Daha önce okumaya başlamadığıma çıldırarak filmden çıkar çıkmaz kitaplarına koştum. Kulağıma en çok çalınan kitabı da "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" idi. Hemen aldım ve okumaya başladım. Elbette beni etkisine alarak büyüledi ! Şimdi sizi bir çaresizliğin en naif halini anlatan; 'çaresizliğin de güzeli mi olurmuş' dedirten bu romanla tanıştırabilirim. Ama benden söylemesi: Kitabı hemen alamayacağınız bir zamanda ya da yerde okuyorsanız durun. Çünkü hemen ama hemen gidip almak isteyeceksiniz. 
"İşte milattan sonra ilk yüzyılda Nihal ! Daha sonra mı ? Sonra onun her şeyini ezberledim ben ! Aramızda bildiğimiz bütün dillerde geçen bir konuşma başladı. O konuşmayı kesmek, en az…

Nagazaki

Resim
"Ne pahasına olursa olsun Ben diye düşünmek insanın sonudur"



Nagazaki, kısa sürede okunan fakat etkisinin kısa sürmeyeceği kitaplardan. Suçluluk, yalnızlık ve utanç gibi bizi biz yapan duygu durumlarına çarpıcı bir şekilde değinilmiş.
    Nagazaki, yazarın bir gazete haberini görüp etkilenmesi üzerine kaleme alınıyor. Haber etkilenilmeyecek gibi değil zaten. Yaşadığımız hayatta yalnızlaşmamızın, hayatımızı sadece kendimizden ibaret geçiriyor olduğumuzun çarpıcı bir örneği olmuş. Belki biz kültürel kodlarımız nedeniyle o kadar yalnızlaşmadık henüz ama oraya doğru hızla sürükleniyoruz. Bu gerçekle bütünleşince kitap gerçekten daha da yoğun bir hal alıyor okuyucu için.



    Kahramanımız Shimura-san yaklaşık bir yıl boyunca hiç tanımadığı bir kadınla aynı evde yaşıyor. Ama bunun farkında bile değil.

Bir gün aniden mutfakta eksilen bir kaç şey dikkatini çekiyor. Bir süre hayal mi gerçek mi diye sorgulayıp duruyor ve daha fazla dayanamayıp mutfağa bir kamera yerleştiriyor. Sonrası i…

Liman Kitap & Kahve

Resim
Herkese merhaba,

    Dün Ankara'daydım ve hem Ankaralıların hem de Ankara'yı ziyarete gidenlerin bayılarak bahsettiği Liman Kitap'a gittim.

Liman kitap&kahve hem kitap satın alabileceğiniz bir kitapçı hem de geniş menüye sahip bir kafe. Üst katında ayrıca bir okuma-çalışma salonu da oluşturulmuş. Çok kalabalık olduğu için oradan görüntü alamadım ama oldukça kullanışlı bir alan yaratılmış.

Ben kahve ve çaylarını deneyimledim. İkisi de oldukça lezzetliydi. Sadece içecek değil tatlı ve ana yemek çeşitleri de bulunmakta. Fiyatlarına gelirsek bulunduğu bölge açısından oldukça kararında.



    Kafe ve çalışma alanını başarılı bulurken kitaplar için çok da aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Popüler kitaplar arıyorsanız bulacağınızdan eminim. Fakat bir kitap arıyorum bulamıyorum ama "..." kitapçıda kesin vardır dediğimiz yerlerden değil. Böyle bir şeyi amaçladıklarını da düşünmüyorum zaten. Bu kadar çok öğrencinin bir arada olduğu Ankara için kesinlikle harika bir yer ol…

Hakkari'de Bir Mevsim

Resim
“Alaaddin geliyor. Gece. Hoca, benim kardeş hasta, diyor. Nesi var? diyorum. Ateşi var çok, diyor. Ölecek. İlaç vereyim mi? diyorum. Hayır, portakal ver, diyor. Portakal yememiştir hiç.”



    Nasıl anlatsam nereden başlasam bilemiyorum ki...
Öylesine anlatılabilecek; okuyun çok güzel, konusu şu, kişiler bunlar deyip geçilebilecek bir roman değil asla. Duygusu öyle yoğun ki !
    Hakkari denildiğinde hepimizin aklına gelen acı haberlerin çok daha ötesinde bir şeyi anlatıyor Hakkari’de Bir Mevsim. Siyasetten uzak, çıkardan, savaştan, kandan uzak; hepsinin dışında... Aklımıza hiç gelmeyen bazı gerçekleri anlatıyor. Aslında çok iyi bildiğimiz ama bir yerlere sakladığımız, sonra da nereye koyduğumuzu unuttuğumuz gerçekler. Dağın kanunsuzluğunu, yalnızlığını; insanın yazgısını...



“Sevgili sevgilim, senin önerine gelelim. Mektuplarından birinde, burda bol bol fotoğraf çekip sana göndermemi istemiştin.
Donan gözyaşlarının fotoğrafını çektim. Zazi’nin dik başının fotoğrafını çektim. Muhtarın umursamazlığı…

Ten, Organları Sarıp Sarmalayan Elastik Kılıftır

Resim
    "Çünkü kök diye, köken diye bir şey vardır. Ve kök acı verir, kök iyi gelir. Köke iyi bakmak ve kökün işlevini korumak ve bundan bir an bile vazgeçmemek gerekir, ve mekan, mekanı da korumak ve korumaktan vazgeçmemek..."



    Okuması oldukça zamanımı alan, okurken yazarın cesur anlatımının kitaba sık sık ara vermeme sebep olduğu; fakat bunca sancılı sürece değmiş olduğunu düşündüğüm “Ten, Organları Sarıp Sarmalayan Elastik Kılıftır” kitabıyla karşınızdayım.

    Emin olamamakla birlikte otobiyografik bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Kahraman çocukluğundan itibaren yaşadıklarını notlar halinde bir araya getirmiş ve bize sunuyor gibi.
Bir günlük değil fakat kahraman yaşadıklarını zaman zaman kendiyle konuşarak çokça kendini ve kalıplaşmış çoğu unsuru eleştirerek içini döküyor. Oldukça huzursuz; aidiyet duygusu ve köken duygusuna karşı ya da bunu bir türlü içinde hissedemiyor kahramanımız.

Yazarın çıkış noktası ten.

    “Ten bir sahnedir. Bunu herkes bilir. Ten bir insanın kendi …

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Resim
    “Güvercin yetiştirenler bilirler; güvercinin geri dönmesi, uçup yuvasını terk etmemesi için kanadından bir telek çıkarılır. Kanadını büktüğünü sevebilir misin ? O seni gerçekten sever mi ? Öyleyse bir kuşu nasıl sevmeliyiz ? “




    Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi çıkmasını dört gözle beklediklerimden ve bu yılın okunacak ilk kitaplarındandı benim için. Öyle de oldu. Çıkar çıkmaz ertesi gün alıp okudum. Blogda yazmaya ancak fırsat bulabildim. 
    Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi’nin her sayfasını hayranlıkla okudum. Ece Temelkuran’ın hayal dünyasına hayran olmamak mümkün değil zaten. Çizimler de M.K.Perker' e aşina olanların tahmin edeceği gibi muazzamdı.
    Kitapta neler var peki ? Olmayan kuşlar var. Bu kuşların hikayeleri, özellikleri, yaşamları, nelere ilham kaynağı oldukları, nerelerde görüldükleri, neslini sürdüremeyenlerin neden tükendiği ve bir ansiklopedide bulmayı düşündüğünüz düşünemediğiniz pek çok şey var.
    Kitapta benim en sevdiğim bir kaç kuştan da bahsetmeden geçme…

Kendine Ait Bir Oda

Resim
"Kadınlar erkekler gibi yazıp erkekler gibi yaşar ya da erkeklere benzerlerse, çok yazık olur, çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesi ile nasıl idare ederiz? Eğitim, benzerlikler yerine ayrılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir?"




    Bir kadın, kadınların dünyasını anlatmak isterse ne yapmalıdır ?
    Tıpkı Virginia Woolf gibi kendinden başlamalıdır.
    Virginia Woolf ile henüz tanışmadıysanız harika bir tanışma kitabı olduğundan bahsederek başlamak istiyorum. Yazımında kullandığı betimlemeler ve farklı yorumlamalar benim yazarda en sevdiğim özelliklerden oldu.  Ayrıca Virginia Woolf'un en kolay okunabilir kitabı olarak anıldığını da eklemeliyim.
  Kendine Ait Bir Oda' da, İngiltere'deki kadınların sahip olamadığı haklardan, zorla evlendirilmelerine; soylu bir kadının bile kocası tarafından gördüğü muamelelerden, eğitimden yoksun bırakılan kadınlar ve çeşitli yazarların kadınlar…

Antabus

Resim
                           "İşte, televizyonda başına bir şey geldi mi başrol oluyorsun,
                                             hayatta başına bir şey geldi mi figüran."







    Antabus’a başladım ve başladığım gibi de bitirdim.
Öyle biraz okuyup arasına ayracınızı sıkıştırıp sonra dönebileceğiniz bir kitap değil.
Seray Şahiner öyle yerlerinden değinmiş ki kadınlığa; içinizi öyle bir yakan öyle çok tanıdığınız, bildiğiniz bir hikaye ki ! Hatta binlerce hikaye...

Bu kadar tanıdığın, bildiğin bir hikaye seni nasıl bu kadar etkiler peki ?

    Antabus bir gazete haberiyle başlıyor.

"Kızıyla ölüme atladı."
Leyla ile böyle tanışıyoruz. Leyla'nın gazetede çıkan haberiyle.
"Cinnet geçirerek kızıyla birlikte balkondan atladı."

Sonra Leyla şöyle söylüyor :
"Sayfayı çevirmeyin. Üçüncü sayfa haberleri üç-beş satırdan ibaret olsa da hikayeleri: "kırk katır mı kırk satır mı?"dır.
Siz sayfayı çevirmeyin, ben hikayeyi iki gün geriye alayım: Ben Leyla Taşç…

Run Gülüzar Run

Resim
"YAZARIN ÖYKÜSÜ

Kızılay'da Konur Sokak'ta gençlerin takıldığı küçük ve gürültülü bir kafede buluştuk.
Elimi sıkarken, "Ben Gülüzar. Gülizar, gül yanaklı demektir ama Gülüzar olunca bir anlamı olmuyor. Bu ülkede kadın olarak var olmaya çalışmak gibi belki de !" deyip gülüverdi."




    Ayşegül Kocabıçak Gülüzar'ın öyküsüne böyle başlıyor işte. Gülüzar ile bir kafede buluşup ondan bir bavul dolusu, defter denemeyecek durumdaki, dağılmış günlüklerini alıyor. "Üç yıl çalıştık Gülüzarla; güldük, ağladık... Neden ülkemde erkek çocuklarından çok kız çocuklarının günlük tuttuğunu, neden kızların buna ihtiyaç duyduklarını anladım bir kez daha." diyor. Gülüzar'ı bir gerçeklik olarak bize katıp geri çekiliyor. Sonra bize de 'kadın olmayı, kız çocuğu olmayı çok güzel anlatan bir yazar daha' demek düşüyor !


    Gülüzar’ın ilkokul halleriyle başlıyoruz kitaba.
Gülüzar’ın soruları, özgürlüğün peşinden koşuşu, genç kızlığa adım atışı: Run Gülüzar Run!

  …

Olduğu Kadar Güzeldik

Resim
          “Ne olursa olsun, çocukken hayat, koptuğu yerden daha kolay devam edebiliyor.”




    2018'in Mart ayına girdik ama 'Olduğu Kadar Güzeldik' bu yılın ilk kitabıydı benim için.

    Ankara'da çok sevdiğim bir arkadaşımla kahve içiyorduk. "Ne okuyorsun bu aralar ?" dedi çıkardım gösterdim. Biraz lafladık kitaptan. Tarzını Mahir Ünsal'a benzettim dedi. Aa o kim derken yazarı daha okumadan bütün edebi yaşamını öğrendim neredeyse. Sonra koşa koşa Dost'a gittik.

    Ben de bir kitabı duyar duymaz hiç alamam nedense. Gider bakar, inceler, bir üstüne yatar ancak öyle karar veririm almaya. Öyle de yapacaktım. Çıktık biz kitapçıdan vedalaştık, bu defa erkek arkadaşım aradı geliyorum yarım saate diye.
E Ankara'nın soğuğu malum ben yine Dost'a gideyim dedim; yeniden Türk Edebiyatı rafına yöneldim ki bir kalabalık Mahir Ünsal Eriş kitaplarına bakıyor !
Allah Allah ne oluyor demeye kalmadan o diyor ki "Ben 'Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde'…