Kabuk

   

    " İnsan Tanrı tarafından terk edilir bazen ve o zaman çok özgür olur. Artık suç yoktur, günah yoktur, ayıp, merhamet, umut yoktur. Ve insan bir başına kalır. Kendiyle. Kendi denilen o garip varlıkla."









    Anneanneden kızına ondan da torununa uzanan bir hikaye. Bu üç kadının kendi hikayelerinin gerisinde koca bir aile...
"Teyzeler, teyzeler ve diğer teyzeler"
Delilikleri, birlikte yaşadıkları hayaletleri, kadınlıkları, kiloları, aşkları, evlatları ve niceleriyle koca bir aile.

Sabiha

Sezin'in annesi, Füsun'un annannesi. Sabiha kocasını,oğlunu ve aklını kaybediyor. Yaşadıklarının tamamını, deliliğinin sebeplerini kendi ağzından ve diğer iki anlatıcıdan da okuyoruz. Sabiha en son kendini uykuya teslim ediyor. İnkar ettikleri ve kabul edemedikleriyle kendini uykuya teslim ediyor.

"Annem uyudu. Sonsuz bir uykuya daldı. Her şeyi olduğu gibi bıraktı. Bir ceket dikiyordu, kollarını takmadı; dolapta dolma vardı, akşama ısıtıp yiyecekti, yemedi; saçları beyazlıyordu son dönemde, ertesi gün teyzemle boya yapacaklardı, yapmadı; Muhsin'in resmine bakmadı. Beni arayıp hoşçakal demedi, bir not yazmadı, ayağında terlikler öylece teyzeme çıktı. Ben biraz uzanacağım Saliha, uyandırma, dedi uzandı. Sonra uyanmadı. Ama ölmedi de. Yaşamla ölüm arasında o yerde, uykuda, bilincin o tuhaf yerinde kalmayı seçti."


Sezin

Füsnun'un annesi. Kendisini kocasının gözünden anlattığı kısımlar, hayata tutunuşu beni inanılmaz etkiledi ve en sevdiğim karakter oldu diyebilirim.


Füsun 

Füsun aslında sürekli bir mücadele halinde. Annesi ya da anneannesi gibi olmak istemiyor bu nedenle de teyzesi Efsun'a yakınlaşıyor.


" Genç kızlık düşleri yasaklanmalı. Daha ortaya çıkmadan engel olunmalı o kendini aldatma haline. Birileri söylemeli gerçeği. "Hayat kepaze bir şeydir ve aşk acısı acıların en hafifidir."  "









    Zeynep Kaçar'ın ilk romanıymış Kabuk. Bilinç akışı şeklinde yazılmış. Oldukça sıcak ve doğal bir dili var. Ben kadını kadından dinlemeyi, okumayı ayrı seviyorum. Zeynep Kaçar'ın her cümlesine ayrı bayıldım. Sizi tespitlere boğmadan hikayenin içine yaydığı o anlamlı cümleleriyle sizi kendine derinden bağlıyor.


    Okurken başlarda kimin ne anlattığını ayırt etmekte zorlandım. Sezin mi yoksa Füsun muydu bu ? Yoksa Efsun ?  Fakat bu his beni yazara daha da yakınlaştırdı. Çünkü iç içe geçmiş hayatlar anlatılıyor. Ve ben bu iç içe geçmişliği fazlasıyla hissettim okurken. Bu iç içe geçmişlikte Efsun'u başka bir yere oturttum. Yıllar sonra Füsun dayısının peşine düşünce daha da emin oldum içimde beliren bu duygudan.


    "İçi boş bir kabuk gibi yatıyorum yatakta, her şey geçmiş ve gelecek yandı, külleri savruldu. An dışında hiç bir şeyim."


    Kitabı okurken içinizdeki çoğu duygunun bir yumak haline geldiğini hissedeceksiniz. Kitap aslında bir ümitsizlik kitabı değil fakat içinizi buran ve etkisini üzerinizden atamayacağınız çok şey olacak.


    "Mesafe. Evet. Mesafe çok mühim. İçinden bakarsan görünmüyor lakin biraz uzaktan bakarsan gerçekler olduğu gibi duruyor karşında. Kim bilir neleri fark edemiyoruz çok yakından baktığımız için ? Hatta kendimizi bile !"

 
    Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim bir nokta daha var. Kitapları alırken öyle çok kapağıyla ilgilenen bir insan değilimdir ama bu romanı bitirdikten sonra kapağını çok içselleştirdiğimi söylemeliyim. Aynı şekilde kitabı bitirdiğinizde bu kitabın adı ancak "Kabuk" olabilirdi ve "Kabuk" ismi bir kitaba ancak bu kadar yakışabilirdi diyeceksiniz.


Uzun lafın kısası muhakkak okuyun.
Sevgiler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aylin Oflaz ile Murakami'nin Kedisi

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Kuşlar Yasına Gider