Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Suzan Defter

Resim
"İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar ?" "Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz." "Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?" "Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz." "İyi ya boş değildi kucağım." "Ama yandınız, kül oldunuz." "Ama vardım, kül bunun kanıtı."



    Suzan Defter kendine yabancılaşmış ve giderek yalnızlaşmış iki insanı anlatıyor bize: Derya ve Ekmel Bey. İkisinin hayatı tuhaf bir şekilde karşılaşıyor ve iki ayrı günlük olup bize geliyor. Ayfer Tunç farklı bir okuma deneyimi sunmuş bu romanda. Sol tarafta Ekmel Bey'i okuyoruz sağ tarafta ise Derya'yı. Ben her günü sırasıyla okudum fakat siz farklı bir okuma yolu da izleyebilirsiniz.



" 'Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa ya aşık olmuştur ya terk edilmiştir.' demişti Suzan. İnsan ya kendi kendine konuşur, ya kendi kendine yazar. Kendi kendine konuşmayı makbul saymazlar. Oysa ne fark var ki arada?"
    …

Rüzgarın Şarkısını Dinle

Resim
"Herkes yürekten verdiğinin karşılığını alır."




    Murakami'nin yirmili yaşlarının sonunda yazdığı ancak çevrilmesine yeni izin verdiği ilk romanı Rüzgarın Şarkısını Dinle geçtiğimiz hafta Doğan Kitap'tan çıktı. Ben de bir Murakami sever olarak alıp hemen okudum.

    Ben size bu kitabı anlatmaya sonundan başlayacağım. Çünkü kitabın sonunda Haruki Murakami'ye ait Rüzgarın Şarkısını Dinle için yazdığı bir sunuş yer almakta. Bu sunuşta Murakami yazarlığa başlamadan önceki yaşamını, yazarlığa başlamaya nasıl karar verdiğini ve Rüzgarın Şarkısını Dinle kitabının nasıl yazıldığını anlatıyor. Bu kısmı size detaylıca anlatmamak için kendimi zor tutuyorum. Çünkü siz de benim gibi Murakami hayranıysanız bu bölümü okurken duyacağınız tatlı heyecanı, yıllardır tanıdığınız o dostun içini size dökmesindeki mutluluğu elinizden almak istemem.

    Yıllar yılı Murakami'nin ilk romanı Yaban Koyununun İzinde zannediyorduk çünkü Murakami öyle istemişti. Fakat artık öyle değil ve …

Rüzgarı Yüzünde Hissetmek

Resim
Hepinize uzun bir aranın ardından merhaba !
Sınavlar, ödevler, makaleler derken kendimi kaybettiğim iki aylık bir dönemden yeni çıktım. Çıkar çıkmaz da yazmaya koyuldum ancak hemen kitap yorumlarıyla dönmek istemedim.

    Aslında benim için bu yoğunluk sadece iki aydan ibaret değildi. Şubat ayından beri yepyeni bir döneme girmiştim ve şu anda da o yöne doğru gitmeye devam etmekle yönümü değiştirmek arasında bir noktadayım. Neler olacağını bilmeme duygusu her ne kadar huzursuz edici olsa da rüzgarı yüzünüzde hissetmek ve gideceğiniz yönü ona bırakmak bazen en doğrusu oluyor. Şimdilik esinti yeni başlıyor ...

    Geçen zamanda hayatıma yepyeni insanlar girdi ve hepsi de kalıcılığını sürdürecek değerde; yepyeni şeyler öğrendim, kendimle ilgili yepyeni şeyler keşfettim. Kitap okumadım mı ? Bir sürü kitap okudum fakat uzun bir süredir roman okumaktan uzak kaldım. Sınavlarımla vedalaşır vedalaşmaz Haruki Murakami'nin yeni çevrilen kitabına başladım: Rüzgarın Şarkısını Dinle. Bitiri…

Okuma Alışkanlığı Kazanmak

Resim
Kitap okumaya herkes gibi okuma yazma öğrendiğim yaşlarda başladım. Çok şanslıyım ki düzenli okuma alışkanlığını da aynı yıllarda kazandım. Etrafımda kitap okumak adına örnek alacağım çok kişi vardı ve bu alışkanlığı kazanmam çok da zor olmadı.

    Elbette herkes benim kadar şanslı olmayabilir. Kitap okumanın önemini geç yaşlarda fark etmiş olabilirsiniz ya da çok küçük yaşlarda ağır klasikleri burnumuza dayayan öğretmenlerimizin hatalı davranışları hevesinizi kırmış olabilir. Belki de çok okuyordunuz ama okul, iş, belki çocuklarınız hayatınıza taht kurup okumalarınızı aksatınca geri dönememiş olabilirsiniz.

    Ben de şimdi bu zamana kadar edindiğim deneyimlerden yola çıkarak ufak tefek önerilerde bulunacağım size. Faydalı olabilirsem ne mutlu.


1.LİSTE YAPMAK

Okumak istediğiniz kitapların listesini yaparak başlayabilirsiniz. Bu listenin gerçekçi bir liste olması çok önemli. Yıllık, aylık ya da haftalık olarak yapabilirsiniz.
Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için yeni adımlar atıy…

Sütlaç

Resim
Çocukluğunu her gününde yeniden yaşayan, tarçın kokulu koşuşturmacalarla büyüyen,  hala çocuk kalmayı başarabilen herkese ...



    anneanneme yakın olsun diye
    bulup buluşturduğumuz bir ev vardı,
    giriş kat.
    mutfak penceresi demir parmaklıydı.
    annem iş yaparken ben de pencereye otururdum
    hoop sallandırırdım ayaklarımı pencereden.
    sonra başlardım bakınmaya.
    karşı komşumuz Çiğdem Abla vardı
    pencereye çıksa da laflasam diye .
    ne konuşurdum acaba ah bir hatırlasam !
    sütçümüz vardı bir de:
    sütçü Memet Amca.
    sabahları kapıya gelirdi: “süüüüttttt !”
    annemle koşardım ben de kapıya
    yapışırdım bacağına.
    sütün tencereye dökülüşünü izlemek bile ne büyük heyecan !
    Memet Amcanın sütü getirdiği ölçüden anlardım her şeyi.
    süt büyük kapta geldiyse sütlaç günü !
    bizim Memet Amcanın ineklerine ne oldu bilmiyorum
    ama bizim evde süt fazla alınınca durum hep aynı.

Bulantı

Resim
“Bir şey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.” diyor Sartre. Bilemiyorum... Sahiden de öyle midir acaba ? Serüven ne ola ki o halde ? Onu da söylemiş Sartre : “ Yanlış trene binmek. Bilmedik bir kentte inmek. Cüzdanımı kaybetmek, yanlışlıkla tutuklanıp geceyi içerde geçirmek. Bence serüven, ille de olağanüstü olması gerekmeyen, ama olağanın dışına çıkan bir olay diye tanımlanabilir efendim.” ... Size bir şey sormak isterdim, efendim." "Nedir ?" Kızarıyor ve gülümsüyor: "Belki de yersiz kaçar." "Sorun canım." “Başınızdan çok serüven geçti mi efendim ?”


    Kitabı ilk okumaya başladığımdan beri sürekli olarak çok zor bir kitap, ben de okumak istiyorum ama nereden başlasam bilemiyorum ya da okudum fakat anlayamadım gibi cümlelerle karşılaştım. Bunlardan yola çıkarak da kitabı yorumlayıp geçmek değil daha derinlere inerek kitabı okumak isteyenlere bir bakış açısı geliştirmeye çalışmak istiyorum. 
    Kitap yorumunu yapm…

Varoluşçuluk

Resim
"İnsan, varoluşu özünden önce gelen bir varlıktır;
çeşitli koşullar içinde özgürlüğünü istemeden yaşayamayan özgür bir varlıktır."



   Bugün sizinle paylaşıyor olduğum kitap ilgili kimselerce bilinen “ Existentialisme est un Humanisme ( Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır)” eseri.
Kitabın Önsöz'ünde belirtildiğine göre; Sartre, varoluşçuluğun ‘insancılık’ olduğunu göstermekten çok, ne olduğunu açıklamaya ve savunmaya çalışmış bu eserde. Bundan ötürü, eseri ‘Varoluşçuluk’ diye çevirmeyi uygun bulmuşlar. İlk bölüm Sartre’ın yöneltilen çoklu eleştiriler sonrasındaki yanıtlarından oluşuyor. Sonrasında da Pierre Naville ile bir tartışmasına yer verilmiş. Diğer iki bölüm de varoluşçuluğun daha iyi anlaşılmasına dair çevirilerden oluşuyor.

    Ben Sartre'ın üzerinde en çok konuşulan romanı olan Bulantı'yı okumaya başlamadan önce biraz yardımı olacağını düşünerek okudum bu kitabı. Eğer sizin de böyle bir planınız varsa ya da Sartre'ın Varoluşçuluk'unu merak ediyorsanız …

Geçmiş Şimdi Gelecek

Resim
"Bugün ne oldu biliyor musun? Sensiz geçen beş aydan sonra ilk kez güldüm. Güldüm dediğim şey de, dudağımın ucunda tomurcuklanan miniminnacık bir gülücük. Ama, iç denizlerimi o anda nasıl dalgalandırdı bir bilsen..."


    Hasan Ali Toptaş, romanlarıyla tanıdığım ve çok sevdiğim bir yazar. Bununla birlikte öykü kitaplarını da severek okuyorum. Hatta Hasan Ali Toptaş ile tanışmak isteyip de romanlarını ağır bulanlar için öykü kitapları iyi bir alternatif olabilir diye düşünüyorum.
Kitap üç bölümden oluşuyor. Bu üç bölüm de kendi içinde öykülere ayrılmış. Bu öyküler de o bölüm başlıklarından sanki birer iz taşıyor.
    İlk Bölüm "Bir Gülüşün Kimliği" Aynı zamanda bu bölümle aynı adı taşıyan bir öykü de yer almakta. Kitabın ödüllü öyküsü (Çankaya Belediyesi ve Damar Edebiyat Dergisi 1992 İlkbahar Öykü-Şiir Ödülleri Öykü Birincisi) her ne kadar Ölü Zaman Gezginleri olsa da benim içlerinde en sevdiğim öykü Bir Gülüşün Kimliği oldu.
Aslında Hasan Ali Toptaş'ın yazım ta…

Kendime Not

Resim
Uzun bir aradan sonra merhaba ! Bugün Elif Okan Gezmiş'in "Bir Çeviri Uğraşı Olarak Terapi" adlı konferansına katıldım. Öncelikle çok sevdiğimi belirtip dinlediklerimden beni etkileyenleri, kendi hayatımda etkisi olabileceğini düşündüğüm şeyleri; başta kendim sonra da sizin için; not bırakmak istedim. Kendimi kötü hissettiğimde bu durumla baş edebileceğim tavsiyelere ihtiyacım oluyor . Eminim sizin de oluyordur.
    Bugün başarılı bir terapist aynı zamanda iyi bir çevirmenin deneyimlerini, tavsiyelerini dinledim ve benim için çok daha fazlasını beraberinde getirdi.
Bunlardan ilki "Duyguyu İsimlendirmek" :
    Hepimiz düşünen, anılar biriktiren, hedefler koyan; günün sonunda bize kalan duygularla yaşamaya bir şekilde devam etmeye çalışan varlıklarız. Bugün Elif Okan Gezmiş'in küçücük örnekleri bile kendimde çoğu şeyi fark etmeme sebep oldu. Bazen kendimi yaşadığım şeylerden dolayı sıkışmış hissetmemin sebebine giden yolun kapısı çalındı. Belki aranızda b…

Günaydın

Resim
Sabahları sever misiniz ?  Ben en çok sabahları mutlu olurum.
Kimi insanlar uyanmanın derdinden, yatağın çekiciliğinden bahseder durur. Bense tam tersi, sabah uyanmanın dayanılmaz güzelliğine kapılıveririm.

    Zaten sabahın ilk saatlerinde dünyaya gelmek istemişim. Ama düşünceli annem doktora ayıp olur bu saatte diye evde sancı içinde bakleyip beni öğlen 2'de dünyaya getirmeyi tercih etmiş.
Neyse... Ne diyordum ?

    Sabahların kendine has bir kokusu vardır: Tertemiz. Gece bütün hüzünleri çekmiştir içine ve sabaha yalnızca yeni bir başlangıç bırakmıştır.
    Sabah saatlerini en çok Ankara'da sevdim ben. Evet, o ayazda geçen sabahları. Yola koyulup yürümeye başladığında kuş seslerini duyarsın önce. Sadece onlar konuşur. Sonra yeni açılan dükkanları görürsün, o dükkanlarla açılan umut kapılarını... Çocukların okula gidişinde anne sözünün kırıntılarını görürsün: "dikkatli git !" Biraz daha ilerleyince asık suratlı otobüs durağının memur kuyruğunu görürsün ve son z…

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Resim
“Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi ? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir ?”



    Her şey Adana Film Festivali'nde "İşe Yarar Bir Şey"i izlememle başladı. Barış Bıçakçı... Daha önce okumaya başlamadığıma çıldırarak filmden çıkar çıkmaz kitaplarına koştum. Kulağıma en çok çalınan kitabı da "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" idi. Hemen aldım ve okumaya başladım. Elbette beni etkisine alarak büyüledi ! Şimdi sizi bir çaresizliğin en naif halini anlatan; 'çaresizliğin de güzeli mi olurmuş' dedirten bu romanla tanıştırabilirim. Ama benden söylemesi: Kitabı hemen alamayacağınız bir zamanda ya da yerde okuyorsanız durun. Çünkü hemen ama hemen gidip almak isteyeceksiniz. 
"İşte milattan sonra ilk yüzyılda Nihal ! Daha sonra mı ? Sonra onun her şeyini ezberledim ben ! Aramızda bildiğimiz bütün dillerde geçen bir konuşma başladı. O konuşmayı kesmek, en az…

Nagazaki

Resim
"Ne pahasına olursa olsun Ben diye düşünmek insanın sonudur"



Nagazaki, kısa sürede okunan fakat etkisinin kısa sürmeyeceği kitaplardan. Suçluluk, yalnızlık ve utanç gibi bizi biz yapan duygu durumlarına çarpıcı bir şekilde değinilmiş.
    Nagazaki, yazarın bir gazete haberini görüp etkilenmesi üzerine kaleme alınıyor. Haber etkilenilmeyecek gibi değil zaten. Yaşadığımız hayatta yalnızlaşmamızın, hayatımızı sadece kendimizden ibaret geçiriyor olduğumuzun çarpıcı bir örneği olmuş. Belki biz kültürel kodlarımız nedeniyle o kadar yalnızlaşmadık henüz ama oraya doğru hızla sürükleniyoruz. Bu gerçekle bütünleşince kitap gerçekten daha da yoğun bir hal alıyor okuyucu için.



    Kahramanımız Shimura-san yaklaşık bir yıl boyunca hiç tanımadığı bir kadınla aynı evde yaşıyor. Ama bunun farkında bile değil.

Bir gün aniden mutfakta eksilen bir kaç şey dikkatini çekiyor. Bir süre hayal mi gerçek mi diye sorgulayıp duruyor ve daha fazla dayanamayıp mutfağa bir kamera yerleştiriyor. Sonrası i…