Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şeker Portakalı

Resim
"Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum."




    Hepinize merhaba, Şeker Portakalı romanını duymamış olanınız yoktur diye düşünüyorum. Hele bir dönem ülkemizde sakıncalı bulunmuş bir kitap olarak öyle çok konuşulmuştu ki (!) En kötü ihtimalle o dönemlerde kitaptan haberiniz olmuştur.
    Şeker Portakalı'nı ben de hemen herkes gibi çocukken okudum. Yıllar sonra nereden geldiğini bile anlayamadığım bir şekilde kitaplığımdan çıkmıştı ve yeniden okumuştum. Geçtiğimiz günlerde de üçüncü kez okudum. Blogda da mutlaka olmalı diye düşündüğümden bekletmeden ekleyeyim dedim.
    Kitabın kahramanı Zeze adında küçük, afacan, oldukça zeki ve bir o kadar da hassas bir çocuk. Oldukça zor bir çocukluk dönemi geçiriyor. Günümüzde de yoksulluk büyük bir sorun ama Zeze'nin ailesindeki yoksulluk çok daha iç burkan bir boyutta çünkü tüm bunları onun gözlemlediği ve bunları aktardığı şekilde okuyoruz. Aslında Zeze'nin ailesinin daha büyük bir pro…

Maruf Kafe

Resim
Hepinize merhaba ;

    Çok yakın bir zamanda oradan oraya koşturup güneş nerede doğdu nereden battı göremediğim günlerden çıkıp evime döndüm. Gittiğim yerlerden biri de İstanbul'du. Dönmeden bir kaç saat önce de Maruf Kafe'ye rastlamıştık. Aslında bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine harıl harıl sahaf peşine düşmüştük. Telefonumdaki haritalara yapışık gezmekten sıkılınca o sokak senin bu sokak benim girip çıkarken rastladık buraya. Dönüşte uğramak üzere hafızamıza atıp sahafa koştuk ama nafile. Son on dakikasında yetişip John Steinbeck'in daha önce hiç görmediğim bir kitabına rastlamak haricinde bir şey yapamayarak gerisin geri dönmüştük. Olsundu, kitaplarımızla geçirmemiz gereken son saatler için harika bir yer bulmuştuk.



    İçerisi biraz dağınık bir yazarın evi gibiydi. Hafta içi akşam saatleri olmasının şansıyla içeride kimsecikler yoktu ve kahvelerimizle hoşça vakit geçirdik. Thomas Mann'ın Venedik'te Ölüm kitabına burada başladım. (Şu sıralar başım dertte b…

Harfler ve Notalar

Resim
"Zaten, bir cümle yazmak aynı zamanda beste yapmak değil midir ?"


    Hepinize merhaba; Hasan Ali Toptaş'ı ne kadar çok sevdiğimi yazılarıma şöyle bir göz gezdirenler bile artık biliyordur diye düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde de Hasan Ali Toptaş ile biraz sohbet etmeye ihtiyacım oldu ve Harfler ve Notalar'ı yeniden okumaya başladım. İki değil üç, dört, beş... Bazen açıp sadece işaretlediğim yerleri okuyorum ve her seferinde de ayrı bir mutlulukla doluyor içim. 
    Hasan Ali Toptaş bu kitabında onun hayatını, yazın yaşamını etkileyen yazarlardan, kitaplardan, hikayelerden, olaylardan bahsediyor; anılarını anlatıyor. Harfler ve Notalar'ı okuduktan sonra şöyle bir kenara bırakamayacaksınız. Ara ara aklınıza gelecek mutlaka. İşte o zamanlarda bilin ki ihtiyacınız olan şey bir dost. Ve daha güzel bir şey olamayacağından eminim ki bu dost Hasan Ali Toptaş. Kitabı elinize alır almaz bir mektupla başlıyorsunuz. Bu mektup size yazılan bir "Okuyana Mektup". Son…

Giovanni'nin Odası

Resim
"Beni utandıracak, korkutacak hiçbir şeyin varlığına fırsat tanımamaya kararlıydım.
Ve bunu mükemmel bir şekilde başardım da - ne çevremi ne de kendimi dikkate almadan, yalnızca sürekli koşturmakla başarabildim bunu. "


“ ‘İster senin ister benim babam’ diye yanıtladı Jacques. ‘Biri bu dünyada aşırı sevgiden ölen kişi sayısının pek fazla olmadığını anlatmalıydı bize. Oysa sevgi yoksunluğundan her gün, her dakika -dünyanın en akla gelmedik köşelerinde- mahvolup giden insan sayısı o kadar fazla ki.’ “
    James Baldwin Giovanni’nin Odası’nda bize eşcinsel bir aşkı; ırk, bireyin özgürlüğü, cinsellik gibi konuları ele alarak anlatıyor. Ve bunlar aşıklar şehri Paris’te oluyor. Dokunaklı ne çok şey varsa büyülü Paris'te oluyor dediğinizi duyar gibiyim. Aşkın daima sade ve sadece aşk olduğunu bu derece hissetmek öyle muazzam ki! David'in odadan ayrılışını okurken sayfayı çevirip gerçekleri kabullenmek bile istemedim. Size James Baldwin'i mi anlatsam; David'i mi, Giovann…

2 Temmuz

Resim
2 Temmuz 1993.
Benim aslında bugüne dair söyleyecek çok ama çok şeyim var. Ben 2 Temmuz gününü dinleye dinleye, o tekbir sesleriyle yakılan insanların çığlığını içimde duya duya büyümüş çocuklardanım.
Ama şimdi bunlardan bahsetmeyeceğim.
Sormak istediklerim var sadece. Çok fazla 'acaba' ile başlayan cümlem var çünkü...
~
Madımak Otelini 'can' nedir bilmeden yakan sanıkları kimler savundu biliyor musun ?
Bugün o avukatlar ne işler yapıyor biliyor musun ?
Firar sanıklar nerede ?
Hala aramızda. Biliyor musun ?
Hatta daha neleri neleri aramızda biliyor musun ?
...
Senin için 33'ü alevi diye başlayıp, yanarak ve boğularak öldürüldüler diye biten bir cümleden ibaret olabilir 2 Temmuz günü.
Ama şunu bil ki bu acı bir mezhep meselesi değildir. Bu acı bir alevi meselesi değildir. Bu mesele bir inanç meselesi değildir.
Eğer ki dünyaya insan olarak geldiysen bu acı senin acındır.
Eğer bu acının gerekçesi olarak gösterilen dinin veya herhangi bir dinin inananıysan sor kendine:
Bu acı en çok …

İnsanlığa Övgü

Resim
Dünyanın hemen her yerine ayak basmış bir gezgin bir gün kendini kurak bir toprak parçasında bulmuş. Etrafta ses seda yok, toprakta biten tek bir ağaç; yolda yürüyen tek bir canlı bile !
Dünyanın sonuna geldiğini zannetmiş.
Başlamış dolanıp durmaya.
Bir kaç insan görmeye başlamış.
Öğrenmiş ki burada ne kadın yaşarmış ne çocuk .
Kadınlar ve çocukların nereye gittiğini sormak istemiş ama bu kelimeleri kullanmak bile yasakmış.
Meğerse çok acı bir tarih yaşanmış bu topraklarda.
Burada yaşayan insanlar yıllarca kadını yok etmeye çalışmış.
Sanmayın ki bunu bir tek erkekler yapmış.
Kadına yok olması gerektiği öyle bir öğretilmiş ki kendilerini de birbirlerini de yok etmeye başlamışlar.
Erkek cinsiyeti giderek kendini bir silaha dönüştürmüş.
Yücelttikçe yüceltmiş kendini.
Kadınlar, çocuklar, sokaktaki korunmaya muhtaç hayvanlar bile erkeğin saldırısına uğruyormuş.
Ağaçlar, bitkilerse seçilmiş erkek takımının elinde yok oluyormuş.
Çocuk katli, kadın tecavüzü, hayvan istismarı, doğaya saldırı arttıkça artıyo…

Kul

Resim
"Ulular kendisine yüz çevirmişti. Kocası kendisine yüz çevirmişti. Allah'ım Mercan'ı ele güne muhtaç ettin. Allah'ım Mercan'ı ölülere muhtaç ettin. Allah'ım Mercan'ı bir güler yüze muhtaç ettin. Allah'ım Mercan'ı geri çevirme."



    Onca umut, onca yalnızlık varken Mercan da Kul kitabında şöylece bir kadındı diye bahsedip geçemeyeceğim. Ya da Seray Şahiner Mercan'ı şöylece anlatmış da diyemeyeceğim. Bence Kul'un düşündürdükleri, hissettirdikleri bir olay örgüsüden çok daha ötede karakterle birlikte bir yaşamın adımlarını attırıyor size. 
    Önce, oturup Mercan'ı dinlemeye başladım. O anlatacak ben de dinleyeceğim. Fakat sonra kendimi Mercan'ın yalnızlığında buluverdim. Onunla oturup kocasını bekledim; Cemevi'nde oturup duasını dinledim, kilisenin yokuşundan ipini koparmadan çıkabilsin diye bir ucundan da ben tutuverdim. Televizyonun sesine bile muhtaç yalnızlığında evlendirme programında haftanın birincisini kapı ardından dinler…

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın Tuhaf Hikayesi

Resim
"Düşünceme göre, insanın bu iki yanı ayrı ayrı yaşayabilseler, hayatlarının bütün çekilmez tarafları ortadan kaybolup gidecek ve bu ikiliden günahkar olanı, namuslu olan ikizinin isteklerinden ve vicdan azabından kurtulmuş halde kendi yolunda ilerleyecekti."


    Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın Tuhaf Hikayesi hem sayfa sayısının az olması hem de konusu itibariyle kısa sürede okuyup bitirebileceğiniz bir kitap.
Temel meselesine değinmek gerekirse, insanın yaratılışında içinde var olan iyi ve kötü kavramlarını ve aslında bu iyi ve kötünün birbirleriyle olan yakınlığını ele almakta. Bunların biraz daha ötesine geçersek bunlardan birini yok etmeden diğerini yaşatamamaya değinmekte.

"Sanki özüm olan iyi kişiliğimi yavaş yavaş yitiriyor ve ikinci, kötü kişiliğimin içine giderek gömülüyordum."

    Olayların alegorik bir biçimde anlatıldığını söylemeliyim. Yazar iyi ve kötü için kanlı canlı iki insan gösteriyor bize. Aynı ruhta kılık değiştiren iki farklı beden ve iki farklı i…

Suzan Defter

Resim
"İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar ?" "Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz." "Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?" "Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz." "İyi ya boş değildi kucağım." "Ama yandınız, kül oldunuz." "Ama vardım, kül bunun kanıtı."



    Suzan Defter kendine yabancılaşmış ve giderek yalnızlaşmış iki insanı anlatıyor bize: Derya ve Ekmel Bey. İkisinin hayatı tuhaf bir şekilde karşılaşıyor ve iki ayrı günlük olup bize geliyor. Ayfer Tunç farklı bir okuma deneyimi sunmuş bu romanda. Sol tarafta Ekmel Bey'i okuyoruz sağ tarafta ise Derya'yı. Ben her günü sırasıyla okudum fakat siz farklı bir okuma yolu da izleyebilirsiniz.



" 'Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa ya aşık olmuştur ya terk edilmiştir.' demişti Suzan. İnsan ya kendi kendine konuşur, ya kendi kendine yazar. Kendi kendine konuşmayı makbul saymazlar. Oysa ne fark var ki arada?"
    …

Rüzgarın Şarkısını Dinle

Resim
"Herkes yürekten verdiğinin karşılığını alır."




    Murakami'nin yirmili yaşlarının sonunda yazdığı ancak çevrilmesine yeni izin verdiği ilk romanı Rüzgarın Şarkısını Dinle geçtiğimiz hafta Doğan Kitap'tan çıktı. Ben de bir Murakami sever olarak alıp hemen okudum.

    Ben size bu kitabı anlatmaya sonundan başlayacağım. Çünkü kitabın sonunda Haruki Murakami'ye ait Rüzgarın Şarkısını Dinle için yazdığı bir sunuş yer almakta. Bu sunuşta Murakami yazarlığa başlamadan önceki yaşamını, yazarlığa başlamaya nasıl karar verdiğini ve Rüzgarın Şarkısını Dinle kitabının nasıl yazıldığını anlatıyor. Bu kısmı size detaylıca anlatmamak için kendimi zor tutuyorum. Çünkü siz de benim gibi Murakami hayranıysanız bu bölümü okurken duyacağınız tatlı heyecanı, yıllardır tanıdığınız o dostun içini size dökmesindeki mutluluğu elinizden almak istemem.

    Yıllar yılı Murakami'nin ilk romanı Yaban Koyununun İzinde zannediyorduk çünkü Murakami öyle istemişti. Fakat artık öyle değil ve …

Rüzgarı Yüzünde Hissetmek

Resim
Hepinize uzun bir aranın ardından merhaba !
Sınavlar, ödevler, makaleler derken kendimi kaybettiğim iki aylık bir dönemden yeni çıktım. Çıkar çıkmaz da yazmaya koyuldum ancak hemen kitap yorumlarıyla dönmek istemedim.

    Aslında benim için bu yoğunluk sadece iki aydan ibaret değildi. Şubat ayından beri yepyeni bir döneme girmiştim ve şu anda da o yöne doğru gitmeye devam etmekle yönümü değiştirmek arasında bir noktadayım. Neler olacağını bilmeme duygusu her ne kadar huzursuz edici olsa da rüzgarı yüzünüzde hissetmek ve gideceğiniz yönü ona bırakmak bazen en doğrusu oluyor. Şimdilik esinti yeni başlıyor ...

    Geçen zamanda hayatıma yepyeni insanlar girdi ve hepsi de kalıcılığını sürdürecek değerde; yepyeni şeyler öğrendim, kendimle ilgili yepyeni şeyler keşfettim. Kitap okumadım mı ? Bir sürü kitap okudum fakat uzun bir süredir roman okumaktan uzak kaldım. Sınavlarımla vedalaşır vedalaşmaz Haruki Murakami'nin yeni çevrilen kitabına başladım: Rüzgarın Şarkısını Dinle. Bitiri…

Okuma Alışkanlığı Kazanmak

Resim
Kitap okumaya herkes gibi okuma yazma öğrendiğim yaşlarda başladım. Çok şanslıyım ki düzenli okuma alışkanlığını da aynı yıllarda kazandım. Etrafımda kitap okumak adına örnek alacağım çok kişi vardı ve bu alışkanlığı kazanmam çok da zor olmadı.

    Elbette herkes benim kadar şanslı olmayabilir. Kitap okumanın önemini geç yaşlarda fark etmiş olabilirsiniz ya da çok küçük yaşlarda ağır klasikleri burnumuza dayayan öğretmenlerimizin hatalı davranışları hevesinizi kırmış olabilir. Belki de çok okuyordunuz ama okul, iş, belki çocuklarınız hayatınıza taht kurup okumalarınızı aksatınca geri dönememiş olabilirsiniz.

    Ben de şimdi bu zamana kadar edindiğim deneyimlerden yola çıkarak ufak tefek önerilerde bulunacağım size. Faydalı olabilirsem ne mutlu.


1.LİSTE YAPMAK

Okumak istediğiniz kitapların listesini yaparak başlayabilirsiniz. Bu listenin gerçekçi bir liste olması çok önemli. Yıllık, aylık ya da haftalık olarak yapabilirsiniz.
Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için yeni adımlar atıy…

Sütlaç

Resim
Çocukluğunu her gününde yeniden yaşayan, tarçın kokulu koşuşturmacalarla büyüyen,  hala çocuk kalmayı başarabilen herkese ...



    anneanneme yakın olsun diye
    bulup buluşturduğumuz bir ev vardı,
    giriş kat.
    mutfak penceresi demir parmaklıydı.
    annem iş yaparken ben de pencereye otururdum
    hoop sallandırırdım ayaklarımı pencereden.
    sonra başlardım bakınmaya.
    karşı komşumuz Çiğdem Abla vardı
    pencereye çıksa da laflasam diye .
    ne konuşurdum acaba ah bir hatırlasam !
    sütçümüz vardı bir de:
    sütçü Memet Amca.
    sabahları kapıya gelirdi: “süüüüttttt !”
    annemle koşardım ben de kapıya
    yapışırdım bacağına.
    sütün tencereye dökülüşünü izlemek bile ne büyük heyecan !
    Memet Amcanın sütü getirdiği ölçüden anlardım her şeyi.
    süt büyük kapta geldiyse sütlaç günü !
    bizim Memet Amcanın ineklerine ne oldu bilmiyorum
    ama bizim evde süt fazla alınınca durum hep aynı.

Bulantı

Resim
“Bir şey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.” diyor Sartre. Bilemiyorum... Sahiden de öyle midir acaba ? Serüven ne ola ki o halde ? Onu da söylemiş Sartre : “ Yanlış trene binmek. Bilmedik bir kentte inmek. Cüzdanımı kaybetmek, yanlışlıkla tutuklanıp geceyi içerde geçirmek. Bence serüven, ille de olağanüstü olması gerekmeyen, ama olağanın dışına çıkan bir olay diye tanımlanabilir efendim.” ... Size bir şey sormak isterdim, efendim." "Nedir ?" Kızarıyor ve gülümsüyor: "Belki de yersiz kaçar." "Sorun canım." “Başınızdan çok serüven geçti mi efendim ?”


    Kitabı ilk okumaya başladığımdan beri sürekli olarak çok zor bir kitap, ben de okumak istiyorum ama nereden başlasam bilemiyorum ya da okudum fakat anlayamadım gibi cümlelerle karşılaştım. Bunlardan yola çıkarak da kitabı yorumlayıp geçmek değil daha derinlere inerek kitabı okumak isteyenlere bir bakış açısı geliştirmeye çalışmak istiyorum. 
    Kitap yorumunu yapm…