Kayıtlar

Ne İçindeyim Zamanın Ne de Büsbütün Dışında

Resim
Geçen pazar günü sahil şeridini takip ederek yakınlarımızdaki okyanus kıyılarını gezmeye karar verdik. Son durağımız Laguna idi. Sadece şu sahil böyleydi diğeri şöyle diye anlatmamı beklemiyorsunuzdur diye düşünüyorum. Anlayacağınız mevzumuz yine derin! Günlerdir Ali Rıza'yla konuştuğumuz ve bu yolculuğumuzda konunun hararet kazandığı bir meselemiz var: "zaman". Bu konuyu konuşabileceğimiz öyle çok alan var ki burada tek bir yazıda anlatıp bitirmem imkansız. O yüzden konuyu parçalar halinde anlatmaya çalışacağım. Bana öyle geliyor ki özellikle son yıllarda insanların tamamı bu zaman mefhumuna takmış durumda. Diziler, filmler, kitaplar... Her biri zamanın ayrı bir boyutunu ele alıyor ama muhakkak zaman konusunu tartışıyor. Zamanda yolculuk ediyor, zamanı verimli kullanma videoları çekip tavsiyelerde bulunuyor, kitaplar yazıyor; uzun yaşamanın sırlarını veriyor ya da bazıları alabildiğine bir romantizim içinde "ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında" ş...

Eve Kışı Getirmek

Resim
Selamlaaar, selamlar herkese... Bugünün konusu aslında geciken haftasonu mini trip hikayemdi ama sabah paylaştığım fotoğraflardan sonra yaptığım poğaçanın tarifini istediniz. Hiç beklediğim bir girişim değildi ama teşekkür ederim. Ben de oturdum bilgisayarımın başına, makalelerin içinde boğulmaya başlamadan hemen önce yazayım dedim. Burada evler ne yazık ki duvar demeye bin şahit ister malzemelerden oluşuyor. O yüzden komşularınızın nefes alıp verişini bile duyabilirsiniz (!) Her sabah 7'de uyanıp gacır gucur evinde dolaşan üst kat komşumuz bugün bize bir sürpriz yaparak sabah 6'da uyandı. Baktım olacak gibi değil battaniyenin altından çıkmak için kendime güzel bir bahane buldum: dereotlu poğaça!  Hamurla uğraşmak gerçek bir terapi aslında. Evrimsel bir açıklaması muhakkak vardır diye düşünüyorum. Benim için de rahatlatıcı bir tarafı var ama asıl hikaye bu değil. Kışın okula gitmeyi hiç istemediğiniz, yorganın altındaki o sıcacık yataktan çıkmadan gözlerini sımsıkı k...

Beni Kör Kuyularda

Resim
Güldiyar'a ne oldu? Anlatmaya nereden başlarım nasıl duygularımı toparlayabilirim bilemiyorum. Kitabı bitirdiğimden beri o kör kuyuya bakıyor gibiyim. O yüzden bir soru sorarak başlamak istedim: "Güldiyar'a ne oldu?"  Alegori'nin, postmodernizmin ve uzun bir aradan sonra tam bir Hasan Ali Toptaş romanı diyebileceğimiz masalsılığın zirvelerde olduğu bir roman "Beni Kör Kuyularda". Takip edilmesinin kolaylığı bakımından 'Kuşlar Yasına Gider' romanına benzetebiliriz. Kitaba adını veren Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiirine hiç girmeyeceğim ben. Çünkü kitap boyunca Güldiyar ağladı ben ağladım desem yeridir. Uzunca bunlar hakkında konuşmak istiyorum.  Kitap Güldiyar'ın babasına öğle yemeğini götürmesiyle başlıyor diyebiliriz. Sonra her ne oluyorsa oluyor ve Güldiyar döndüğünde konuşamaz hale geliyor. Güldiyar'ın hali hal değil. Belli ki bir şey oldu ama hiç kimse bilmiyor. Annesi ne olduğunu soruyor kızına, kıvranıyor konuşsun di...

Evde Tek Başına

Resim
Dün bahsettiğim gibi hayatımda ani ve çoklu değişimler yaşarken yazmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğum günlerdeyim. Elimden geldiğince bunu sizinle paylaşmak, kendime de bugünleri unutmamak adına bir anı bırakmak konusunda kararlıyım. Bu kararların ikinci gününden herkese selamlar.. Aylar yıllardır size sürekli bahsettiğim bir kitap var: "Flanöz". Ayıla bayıla okuyup yetmeyip bölümlerini arada yine açıp açıp okuduğum bir kitaptı. Hem bu flanözcülük tam benlik bir hadise hem de yazarda kendimde bulduğum tonlarca şey olduğundan size de anlata anlata bitiremedim. Bu konuya birazdan tekrar bağlanacağız. Ama şimdilik bugünüme dair kısa bir özet geçelim: Eylül ayında Paris'te evlendim. Eşim Amerika'da yaşıyor bense malum master eğitimime Türkiye'de devam ediyorum. Master tezim, doktorada Amerika'ya kabul alma çalışmalarım derken ani bir kararla onun yanına California'ya geldim. Evde oturacak koltuğumuz bile yok her şeyi birlikte yapmak isti...

Biraz Gerçeklerden Konuşalım mı?

Resim
Yazmaya en çok ihtiyaç duyduğum zamanlardayım. Ne ile ilgili yazdığımı çok da sorgulamadan kendimi kaybolmuşluğumun içinden çekip çıkarmak istiyorum. Bugün ne oldu? Bir dakika... Hemen yazdıklarıma bakıp tık tık tık.. Evet! İşte tüm bunlar olmuş demek her şeyin değiştiği hayatımda yeni bir konfor alanı yaratacak bana. En azından ben öyle olmasını umuyorum. Kadın olmanın, bir kadın olarak yaşamanın kuramsal varlığı içinde her geçen gün ilerlemeye çalışıyorum. Fakat işler gerçek yaşama geldiğinde karşılaştıklarım o kadar farklı ki.. Biliyorum. Bunu yaşayan çok fazla kadınız! Feminizmin hayatımı kolaylaştırmasını istiyorum ve aslında bekliyorum da. Fakat bunun için herkesin aynı bilinç düzeyine gelmiş olması gerekiyor. Tüm bunlar toplumsal beklentilerle iç içe geçen durumlarda başımı daha da ağrıtmaya, içinden çıkılamaz bir hal almaya başladı. Bunları yazmak, anlatmak, anlatmak hiç susmamak istiyorum. Fakat bu sesimden büyüyen-taşan-kabına sığamayan değişimlerle de karşılaşmak ...

Modern Mahrem

Resim
"Modern Mahrem Türk modernleşmesi tarihine, mahrem cephesinden bakmaktadır. Bu kitaptaki alternatif okuma, modernizm ve kadın-erkek ilişkileri arasındaki "kara kıtayı" gün ışığına  çıkarmayı amaçlamaktadır." - Nilüfer Göle-     Hepinize merhaba, instagram hesabımda paylaştığım andan itibaren bir sürü sorular sorduğunuz çok merak ettiğiniz bir kitabım vardı: Nilüfer Göle’nin "Modern Mahrem" kitabı. Hatta aranızdan içimde mutlu bir sevince sebep olan kişiler vardı ki uzun zamandır okumayı düşündüğünüzü söylediniz. Açıkçası böyle kitapların sadece akademik mecralarda okunmak için yazılıyormuş gibi görülmesi beni üzüyor. Aksine herkes tarafından okunmasını istiyorum. Zaten instagram hesabımda paylaştığım kitaplara bakacak olursanız bu konu ile ilgili gayretimi göreceksinizdir diye düşünüyorum.     Gelelim Modern Mahrem kitabına. Kitap bir giriş ve sonuç, üç de ana bölümden oluşuyor. Giriş bölümü oldukça iddialı bir şekilde başlıyor ve kon...

Biz

Resim
"Size söyledim, düş gücünü yok etmeliyiz... Düş gücünün kökünü kazımalıyız." Herkese selamlar... Bu fotoğraf Ankara'dan. Kitabı aldığımda çekmiştim. O dönemki yoğunluğumdan Biz romanına başlayamamıştım ama eve dönerken yolda başladım ve geçtiğimiz günlerde de bitirdim. Eve dönmeden fotoğraftaki dalın ağacı elmalarını vermişti bile. O yüzden daha fazla geçirmeden zamanı kitaba geçiyorum. Yevgeni Zamyatin'in bu eseri distopyaların miladı olarak kabul ediliyor. Ülkemizde George Orwell çoğu kimse tarafından bilinse de Yevgeni Zamyatin'in Biz eseri pek anılmamakta. Oysa Kitabın önsözünde bayıldığım cümleleriyle Bülent Somay'ın da ifade ettiği gibi Zamyatin, 1984' ve hatta Huxley'e de ilham kaynağı olmuş. Daha önce distopya okumadıysanız ya da 1984'ü okumadıysanız gözlerinizden kalbiniz çıkacak kadar heyecanlanabilirsiniz (bu da nasıl bir çılgınlıksa). Ama okuduysanız çokça benzerlik bulup yine de sevip etkisinden çıkmanız çok dah...