Uyku Sersemi


                                        "Kentlerle ilişkimiz rüyalarla olduğu gibidir."
                                                  Italo Calvino, Görünmez Kentler 




 “Mutlu Son” ile başlayıp “Yeni Bir Başlangıç”la biten bir roman "Uyku Sersemi".

 Evet gerçekten de mutlu bir son ile başlıyor. Çünkü Kahraman Kara üzerinde uzun zamandır çalıştığı İstanbul rehberini hazırlamak üzere yayınevinden kesin bir onay alıyor. Oldukça mutlu, heyecanlı ve hevesli başlıyor. Fakat sonrasında yaşananlar Kahraman’ı deliliğe taşıyan bir boyuta ulaşıyor.

    İstanbul’un tarihi mekanlarını, kitapçılarını, pastanelerini, antikacılarını, eski sinemalarını bu kitapta toplayıp turistlere, İstanbul meraklılarına bir rehber hazırlıyor Kahraman: “İstanbul Kitabı”
Fakat büyük umutlarla başladığı bu iş birer birer ayrılmaya başlıyor bütünden.
Kitapçılar, pastaneler kapanıp yerini bambaşka yerlere bırakmaya başlıyor. Her yerde bir kentsel dönüşüm; vinçler, yenilenenler, yıkılanlar, molozlarla dolu bir kent. Bu kısımları okurken belki de kentleşme derslerinin de etkisiyle tonlarca kent kuramı geçti aklımdan. Ve bu yıkıntıların insan yaşamına etkisi...
Kahraman da bir bir değişen İstanbul gibi başka birine dönüşmeye başlıyor. İşte asıl kurgu kendini burada gösteriyor.

"Herkesin telefonu aynı şekilde çalıyordu. Herkes telefonunu aynı şekilde açıyordu. Herkes telefonda aynı şeyleri konuşuyordu. Herkes telefonunu aynı şekilde kapatıyordu. Gözümün önüne kanepemdeki yabancının fotoğrafı geldi. Yine. Aklımdan sildim. Sildikçe çöpten geri çıkıyordu. Her defasında biraz değişerek, biraz daha silikleşerek. Düzenli olarak aklımdan silersem bir süre sonra yok olacağına inanıyordum."

    Bir distopya içinde kurgulandığını düşündüğüm roman; Kahraman’ın sesini, daha sonra da yüzünü bambaşka bir insana dönüştüren olaylar bakımından; büyülü gerçekçiliğin bazı mantık dışı yanlarına göz kırpıyor. Fantastik değil ama gerçeküstü olaylar.

Çünkü Kahraman mecazen değil gerçekten kendini tanıyamıyor ve sesi bambaşka bir sese dönüşüyor. Kahraman’ın bile idrak edemediği rüya hali ve uyku sersemi bir uyanıklıkla okuyoruz bu süreci.



    Gerçekten çok etkilendim okurken. Hemen her ortamda konuşup tartıştığımız meselelerin değinilme şekline bayıldım.
Etrafımızdaki insanları tanıyamıyoruz, her şey giderek yabancılaşıyor ve bir süre sonra kendimize bile yabancı gelmeye başlıyoruz. Kahraman'ın bu değişimini okurken sürekli, Kahraman bir rüyadaymış da uyanınca her şey eski haline dönecekmiş gibi hissettim . Bir yandan 'hayır ya rüya olmasın ben bir rüyaya mı bu kadar kapılmışım' derken bir yandan da Kahraman'ın yaşadığı bu buhranın gerçek olmamasını diledim.

    Farklı bir roman arayışı içindeyseniz ve sadece okumak değil sonrasında size düşünecek de çok şey bıraksın istiyorsanız "Uyku Sersemi" kitabına mutlaka bakın derim.

Yorumlar

  1. Ben kırmızı bisiklet diye bir blog mu takip ediyor muşum yahu! En son ne zaman yazdınız siz? Hatta siz kimsiniz :)) şöyle bir söz vardır önce biz yaşadığımız şehrin mimarisini değiştiririz sonra da şehir bizi.Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) En son 31 Ocak'ta yazmışım. Kitap aslında mimari kısmından daha farklı şeylere değiniyor daha öte de diyebiliriz belki. Okumayı düşünüyorsanız hatta okuduğunuzda bu bir değişim mi yoksa yıkım mı daha iyi anlayacaksınız. İlginiz için teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aylin Oflaz ile Murakami'nin Kedisi

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Kuşlar Yasına Gider