En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın


                                        " “Gerçek ne değil sence ?” diye sordum.”
                                             “Bence gerçek, unutulur şey değil.”
“Gerçeklik hiç bir zaman düşünülmüş bir şey olmadı. Gerçek, düşlerin en büyüğü olmalı.”




    Bu romanı en güzel tanımlayan kelime ‘naif’ bana kalırsa. Özenli ve abartısız, romantik ve biraz buğulu. Bazen hüzünlü ve çok içten.

“Aile, soy ağacına kazınmış isimler değil, ceviz ağacından yapılmış masayı sofra yapan insanlardır.”


    İşte böyle bir masanın etrafına toplanan insanların hikayesini okuyoruz. Bu aileyi masa örtüsünden, türk kahvesinden, topik yemeğinden, masadaki mezesinden, ıspanaklı gül böreğinden, Alis’in ayakkabısından, irmik helvasından dinliyoruz. ‘Kalabalık’la başlayıp ‘Yalnızlık’la biten...

“Bu ev, anne. Yüzüne bakmaya utandığım, kıymetini bilemediğim, el üstünde tutup mutlu edemediğim annem. İnsanların en güzeli. Anne değişmez mi ? Hepimize acılar gelir, tutkular gelir de anneye gelmez mi ? Anne her şeyi içinde biriktirir biriktirir de gün gelir taşmaz mı ? Anneye hiçbir şey olmaz mı ?”

    Herkesin hayran olduğu eşsiz Edibe... Her okuyan da aynı hayranlığı duydu eminim. Onunla salınıp dans etti satırlarında. Koza’yı okurken kendinden bir şeyler aradı; Neşe’yi düşündü içli içli, aşkın ölmediğini hissetti; Yılmaz’ı düşündü, Haziran’ı ve sonra yeniden Edibe’yi.





    Yazar okuyucuya dopdolu bir edebi şölen sunuyor. Her cümlesi ayrı bir tat her karakter başka bir dünya. Hele şarkılar...

    Ben bu aileyi de masanın etrafındaki her hikayeyi de çok sevdim.
Her okuyan sevecek midir aynı tadı alacak mıdır alamasa da aynı noktada buluşacak mıdır bilemiyorum ama Can Gürses ile muhakkak tanışmalısınız.




“Bakakalırım giden geminin ardından. Atarım kendimi denize. Dünya güzel ! Serde karanlık var. Ağlarım.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aylin Oflaz ile Murakami'nin Kedisi

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Kuşlar Yasına Gider