Sadık Bey




    Pınar Kür'ün Sadık Bey romanı yazarın kaleminden okuduğum ilk kitabı oldu. Açıkçası olumsuz eleştiride bulunmaktan her ne kadar kaçınsam da benim için olumsuz diyebileceğim tarafları bol bir kitaptı Sadık Bey. Karakterlerin ve hikayenin klişeliği beni öncelikle biraz uzaklaştırdı. Sayfa aralarında bu ayrıntıya ne gerek vardı şimdi dediğim cümleler de eleştirebileceğim yanlarından kitabın.

    Fakat beni öyle bir duygudan yakaladı ki, çıkmazda hissettiğim bir yolda bana güç verdi diyebilirim. 
Bazen size de oluyordur bir türlü karar veremezsiniz gerçekte ne istediğinize, ben bu işin içinden nasıl çıkarım dersiniz aylar geçer siz aynı yerdesinizdir eliniz kolunuz bağlı...
Sadık Bey işte bana, bak eğer korkarak atamadığın adımları artık yere basmazsan gör işte benim gibi olursun dedi (!)
Kitabı sadece bu şekilde içselleştirdiğim kısmıyla sevdiğim için tavsiye etmekten de kaçınıyorum açıkçası. Yazdıklarımı okuduktan sonra okuyup okumama kararını size bırakıyorum.

Şimdi biraz kitaba geçelim artık:


    Kitabımızda öncelikle iki klişe karakter ve çok klişe olaylar zinciri ile vuku bulan bir aşk var.
Biri orta sınıf ebeveynlere sahip romantik, yakışıklı, saf ve temiz duyguları olan Sadık; diğeri esnaf çocuğu, tıknaz ama bir o kadar güçlü, kaba saba, oldukça zeki bir çocuk olan Ertuğrul. Bu iki arkadaş çocukluklarından beri farklılıklarına rağmen çok sıkı dost olmuşlardır. Gel zaman git zaman Ertuğrul'un  dünya güzeli bir sevgilisi olur: Semiramis. Bu kızcağız Ertuğrul'un sevgilisi olarak sahneye çıksa da gönlü Sadık'a kayar. Sadık da bu bal rengi uzun saçları olan Semiramis'e kör kütük aşık olur.

    Hayalleri, hayata bakışları, duyguları sonunda Ertuğrul'a rağmen onları bir araya getirir. Fakat Sadık Bey aşkının bir türlü peşinden gidemez ve hayatının aşkı Semiramis'i kaybeder. Her şeyden öte hayatına mal olacak büyük bir hayal kırıklığı içinde bir yaşamı olduğunun farkında bile değildir bizim Sadık Bey.
    Kitabın sonu ise benim artık görmekten sıkıldığım bir Amerikan klişesi olan kendi kurduğu hayale kurşun sıkmasıyla oluyor.
Daha evvel bu tarz sonlara filmlerde ya da kitaplarda rastlamamış olanlar için daha detaylı bahsetmeyeyim çünkü öyle ise sonu sizi etkileyecektir.




    Sadık Bey'de beni etkileyen, hayattaki tercihlerimizin-seçimlerimizin aslında çok ayrıntılandırarak düşündüğümüzden kayıplara yol açtığı gerçeğiyle beni yüzleştirmesi oldu. Bazen sadece kalbimizin sesini dinlemek ve o şeye atılmak gerekir.

    Buradaki arkadaşımın aşkı, sahip olamadıklarının intikamı vs. dramını bırakıp Sadık'ın o terk ettiği ya da peşini bıraktığı hayallere bakarsak: tiyatrocu olmak, Paris'te yaşamak isteyen, içi içine sığmayan, şair, aşık bir genç olduğunu görürüz. 
    Oysa şimdi, bunların peşini bırakalı yıllar olmuş yapamadığı her şey başına yıkılmış bir halde "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden... Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak... OLMAYACAK.. Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak" diye şiirni mırıldanırken başını kaldırdığında ne bir sema görebildi ne de maviliğin en ufak bir tonunu.

5.kattan aldığı dairesi için şöyle diyordu: "Daireyi gençliğinde alıyorsun merdiven, yokuş gibi şeyleri tehditkar bulmadığın yıllarda...
Sonra günü geldiğinde... Soluk soluğa kalıyorsun." 

İşte ben, böyle bir insan olmak istemiyorum.
Siz de... Kimselere hayallerinizi veya onların gerçekleştirilebilir olduğunu kanıtlamak zorunda değilsiniz. Eğer hayalleriniz varsa ancak siz gerçekleştirebilirsiniz ve yaşamak istediğiniz hayatı bir başkasının varlığına dayandırarak değil kendi gayretinizle yere basan güçlü gerçekler halinde getirebilirsiniz.
Bu yeşilçam vari kitabın Fight Club sonundan bunları nasıl çıkardım bilemiyorum ama çıkarasım, kendime güç alasım varmış demek ki. Umarım siz de kitabı okumasanız bile yazdıklarımın bir parçasından bile olsa hayallerinizi gerçekleştirmek adına güç alırsınız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aylin Oflaz ile Murakami'nin Kedisi

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Kuşlar Yasına Gider