Kuşlar Yasına Gider



    Baba oğul ilişkisi yıllardır edebiyatımızda da dünyada da sıkça işlenen konulardan biri olmuştur. Ama "Kuşlar Yasına Gider" okuyanın bir ömür içinden gitmeyecektir.

    Bir yazarın babasıyla olan ilişkisini anlatması zordur eminim. Fakat Hasan Ali Toptaş öyle bir anlatmış ki okurken o babaya evlat, oğula ise baba olup okutuyor. Bir anlatan evlat oldum okurken bir anlatılan baba. Bir Hasan Ali oldum bir Aziz...





    Ankara-Denizli arası gidilen yolda şahlanan beyaz atı anlatayım diyorum size; ecel atını. Atın heybetini iliklerimde koşturduğum atı.
Tertemiz kalemin beyaz bir ecel atını koşturuşu, dört nala gidişi yankılanır içinizde.
Atın yelesi rüzgara karışır, sen o rüzgarı üstünde hissedersin, için ürperir. Sanki ardına dönüp baksan sen de o atı görecek gibi olur, bir soğukluk hissedersin.

    Bahsi geçen canım türküleri anlatayım: Zaralı Halil'in, Hacı Taşan'ın, Fatma Türkan Yamacı'nın, Hisarlı Ahmet'in, Nevzat Bayram'ın türkülerini; "İnsan dediğin bir tek yapraktır" dizesiyle başlayan ikinci kıtasını anlatayım bir türkünün.

    Aziz Amca'nın yanağındaki çukurun gölgesini anlatayım; hasta yatağında, karısının kendine ne çok iyi baktığını söylemek için çırpınışını, oğluna 'sana zaten aldatılmak yakışırdı oğlum' deyişindeki güzelliği anlatayım.
Bir kadının yufka yüreğini, şevkatini, güzel yüreğinin kuş gibi çarpışını...

    İdris'in derin uykusunu, Ayperi'nin Cu'sunu, Gömü'yü, asma ve erik ağacının dallarını anlatayım.
Ah ya Suat... Bir görünüp bir kaybolan o beyaz gömlekli küçük çocuk... En başından beri benim için Suat'tı o. Ailesini uzaktan uzağa izleyen Suat'ı anlatayım.




    "Babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır." sözü herkes için olduğu gibi benim de asla aklımdan çıkmayan sözlerden olacak.
    "Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü." sözü de apayrı. Bir kız çocuğu için 'baba' kavramı çok daha farklı bana kalırsa ama hepimizin bir yalnızlığı hepimizin gitti mi gelmek bilmeyeni var.







    Kitapla ilgili ne desem dokusu, ruhu, acısı, kederi, çocukluğu, masalsılığı, taşranın sıcağı her şeyi kayboluverecek gibi.

    Başlarken beni çok sevdiğimin Ankara sokaklarında gezdirişine mest ola ola Aziz Amcayla başlayan hikayenin acısı içimde, kitabın kapağını kapattığımda ben de içimden bir cenaze kaldırdım. İçimde öyle bir boşluk oldu işte.
Çok sözle anlatmak istesem de sadece okuyun diyebiliyorum. Hemen okuyun.









Yorumlar

  1. " “Gerçek ne değil sence ?” diye sordum.”
    “Bence gerçek, unutulur şey değil.”
    “Gerçeklik hiç bir zaman düşünülmüş bir şey olmadı. Gerçek, düşlerin en büyüğü olmalı.”

    Ne Güzel Söz içerik çok güzel emek verip yazılmış tebrik eder iyi çalışmalar dilerim.. başarılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aylin Oflaz ile Murakami'nin Kedisi

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi