Albertine Kayıp






    Edebiyata düşkünlük insanı melankolik yapıyor sanki. Ya da melankoliyi içinde yaşatanlar edebiyata düşkün oluyor da olabilir.

    İçimde ne kadar duygu yüklü bir kervan taşısam da onu yaşamımın bir parçası haline getirmekten ve onu dışa vurmaktan hoşlanmıyorum. Fakat böylesi kitaplar okurken içindeki duyguları salıvermeyince olmuyor. Yani başta yazarın diliyle ve kitapla anlaşabilmek istiyorsanız içinizdeki duyguları serbest bırakmanız gerekiyor.

    Bir aşık, sevgilisi tarafından terk edilince ne hissederse en ince ayrıntısına kadar, en dokunaklı ve en romantik şekliyle karşınızda. Eğer ki romantizm insanı değilseniz bu kitap çok da size göre olmayacaktır. Fakat Proust... Öylesine muazzam bir edebi eser sunuyor ki bize, her acıya katlanıp her kelimesini damlasına kadar çekip almak gerekiyor bana kalırsa.


Kitapla ilgili düşüncelerimi bazı başlıklarda topladım. Onlara geçecek olursak:



'Melankolik ve Romantik Aşıkların Kitabı Albertine...'


    Bana zaman zaman hastalıklı bir tutku zaman zaman bir alışkanlığın aciz halleri gibi gelen bu aşk beni çok yordu. Fakat yazarın zekası, cümleleri kuruş biçimindeki kıvraklık ve yakaladığı akış muazzamdı. En olmadık yerlerde kurduğu cümlelerle yaratmış olduğu acı mizaha ve yazarın zekasına hayran kaldım. 

"Güdüler bizim göremediğimiz, daha derin bir düzlemde yer alır ve zaten bizim gördüklerimizden başka, çoğu kez de onlarla tamamen zıt eylemlere yol açarlar..." gibi güdülere dair düşündüklerini derin bir felsefeye dayandırarak anlatıp hemen her şeyde bir duygu yakalamayı başaran Proust; terk edilmiş olan beyefendinin yaşadığı hüznü, savrulan bir ruhla bütünleştirerek aşk içinde yandığı Albertine'in kadınlara duyduğu ilgiyi öğendikten sonra tanıştığı Andree için söylediği "O anda aynada kendimi gördüm; kendimle Andree arasındaki benzerlik beni şaşırttı. Uzun zamandır bıyık bırakmış olmasam, dudağımın üstünde sadece hafif bir gölge olsa, neredeyse tıpatıp benzer olacaktık. Belki de Albertine Balbec'te belli belirsiz uzamaya başlayan bıyığımı görünce, ansızın Paris'e dönmek için sabırsız ve şiddetli bir arzuya kapılmıştı" cümlesiyle derin bir mizah yaratabiliyordu. 

Beyefendinin kıskançlığını kitap boyu okurken Proust kıskançlığa dair öyle bir cümle kuruyor ki yine insanı mizahına hayran bırakıyor :
"Bütün vaktini yanlış birtakım küçük tahminlerde bulunmakla geçiren kıskançlığın gerçeği keşfetmeye gelince ne yoksul bir hayal gücü sergilediği şaşılacak şeydir." 










'Duyguların Felsefesi'


    Tüm bu hayranlığım kitabın son cümlesine kadar sürdü. Fakat 3. ve 4.bölümlerde sadece Albertine değil; Albertine, ben, Proust, zaman, mekan her şey ve herkes kaybolmuştu. 3.ve 4. bölümü okumak benim için biraz sancılı bir süreçti. Fakat Proust'un derin felsefesini de en çok bu bölümlerde okuyoruz. Yani romanda duygulara dair ne varsa felsefik söylemlere dair de o denli şey var. Yani Proust duygularla edebiyat yapmaktan çok duygularla felsefe yapıyor bence. Belki bana öyle geldi bilemiyorum ama ölüme dair kurduğu cümleler, benliğe dair konuşmaları, dostluk, ilişkiler, bir kadına duyulan sonsuz aşkın karmaşası bence hayata dair kurduğu felsefesini çok güzel bir biçimde yansıtıyor.


    
'Melankolik Bir Havaya Bürünüp Okuyabilirim Fakat Romantik Değilim ' 



   Bu romans ah bu sular seller gibi akan romantizm... Eminim bu romantizme tutulanlar, cümlelerin büyüsüne kapılanlar, maddelerin elementlerine kadar anlatılışındaki yoğunluğa vurulanlar çok olmuştur. Fakat benim için zor bir okuma olmasındaki en temel etmenlerdendi. Yani diyeceğim o ki melankoliklerin olduğu kadar biraz kendine acı çektirmeyi sevenlerin-özellikle yaşadıkları aşkta- ve de romantiklerin kitabı 'Albertine Kayıp'. (Bu arada yukarıda bahsettiğim element meselesinde ciddiyim. Bkz:239: "....; su ise, bir  hidrojen ve azot bileşimiydi, ebediydi, kördü, Venedik'ten eski ve onun dışındaydı,.." 










'Kayıp Zamanın İzinde Serisine 6.Kitapla Başlamak' :



    Kayıp Zamanın İzinde 7 kitaptan oluşan bir seri ve ben bu seriye 6.kitabı okuyarak başladım. Serinin kendinden en çok söz ettiren kitabı olduğu için okumak istedim ve temelde tüm seriyi okumak gibi bir niyetim de olmadığı için Albertine Kayıp romanını okumakta bir sakınca görmedim. Fakat Proust alışmakta güçlük çeksem de çok sevdiğim bir yazar oldu ve seriye dair bende gerçekten merak uyandırdı. Bu nedenle tüm seriyi tamamlayacağım.

Albertine Kayıp'ı okurken diğer kitaplarla olası bağlantılarından dolayı bir kopukluk yaşamadım.(Olası desem de kitabın arka yazısında zaten "...tam da 'Mahpus'un bittiği yerden başlıyor" yazıyor. Yani bağlantısı elbette ki var.)
Yazarın cümlelerinin güzelliği, kıvrak zekası ve hüzünlü gelgitler, benlik arayışı sizi o kadar etkiliyor  ve insan psikolojisinin en dar odalarıyla o kadar meşgul oluyorsunuz ki; kim kimmiş, daha önce var mıymış demek çok da içinizden gelmiyor açıkçası. Yine de tüm seriyi tamamlamadan 6. kitapla başlamak bir sorun yaratır mı yorumu yapmam çok sağlıklı olmaz diye düşünüyorum.









'Son Olarak'


    Marcel Proust diline alışması oldukça güç bir yazar. Fakat okuduğunuzda da anlayacaksınız ki böylesi bir edebi eseri anlamak ve anlamlandırmak zaten kolay olmamalıydı. Okunması güçleştikçe, cümlelerin akışı daha da can alıcı oluyor. Her cümlesi dopdolu ve muazzam bir derinlik. Bu nedenle de mutlaka okuyun derim. Tabii ki de siz 1.kitapla başlayın, en azından yazarın diline alışmanız açısından daha iyi olacaktır. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aylin Oflaz ile Murakami'nin Kedisi

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi

Kuşlar Yasına Gider